Bu Ülke – Cemil Meriç

Cemil Meriç‘i zaman zaman denk geldiğim metinlerden etkilenerek biraz araştırmıştım. Açıkçası Cemil Meriç diyince saygıdan korktuğum bir insan geliyor aklıma. Bugün yaşasa ve onunla sohbet imkanım olsa sanırım bundan çekinirdim. Bunun yerine onu bir söyleşisinde dinlemeyi tercih ederdim. Muazzam bir entellektüel ve düşünür.

Sürekli olarak kullandığı fildişi kulesi tabiri vardır onun. Fildişi kulesinde kitaplara kaçmış bir düşünür. Bu Ülke kitabını okuduktan sonra ona duyduğum saygı bir hayli arttı. Çünkü daha önce tam manasıyla tanımıyordum onu. Kitapta özellikle milli bir düşünürle karşılaştım. Geçmişini, köklerini seven batıdan aldıklarının yanında doğunun da ne kadar dolu dolu olduğunu gösteren bir düşünür. Mutlaka okunması ve kulak kabartılması gereken bir kişi. Yazdıkları aslında okuduklarıyla dolu kafasından sızanlar sadece. Küp öyle dolu ki sızanlar bile yeterli gelebilir bizim gibilere.

Kitapta Tanzimat döneminden itibaren ‘Türk Aydınına’ ve Batı özentisine eleştiriler mevcut. Batı özentisine eleştiri hakkı olanlardan biri de aslında Cemil Meriç. Çünkü batıyı ve ‘batı aydınlarını’ en çok da o tanıyor. Tamam batının alınması gereken birçok özellikleri olabilir ancak doğuya haksızlık edilmiyor mu ya İslama?

Bu Ülke kitabı, farklı baskılara sahipmiş ancak o öldükten sonra sanıyorum varisleri İletişim Yayınları ile anlaşarak yayınlanmamış notları da dahil olmak üzere bu yayınevinde yayınlanmasına karar vermişler. Kitaba bazı baskılarda eklemeler yapılmış ve son halini bu şekilde almış. Kitabın bölümleri aşağıdaki gibidir;

  • Entellektüel Bir Otobiyografi
  • Cemil Meriç Kronolojisi
  • BU ÜLKE
    • Siham-ı Kazâ
      • Babil
      • Müstağripler
    • Biz ve Onlar
    • Münzevi Yıldızlar
    • Fildişi Kuleden
    • Bâki Kalan
  • Kanaviçe
  • Bu Ülke ile İlgili Basında Çıkan Yazılardan Seçmeler

İlk olarak Entellektüel Bir Otobiyografi bölümünde Cemil Meriç’in kendi kitaplarından toplanmış otobiyografisi mevcut. Sonrasında Kronolojisi verilmiş. Ardından BU ÜLKE kitabının orjinal kısmı var. Kırk sayfalık Kanaviçe bölümünde ise kitaptaki dipnotlar mevcut. Bu bölüm aslında direkt sayfa altlarında dipnot olarak verilse okuma kolaylığı açısından bence daha iyi olurmuş diyebilirim.

Kitapta altını çizerek okuyacağınız, defalarca geri döneceğiniz birçok yer mevcut. Ayrıca bazı yazarların (doğulu, batılı veya yerli) hakkında da bilgiler verilmiş bu noktalar da ilgi çekici. Benim de altını çizdiğim oldukça yer olmakla birlikte bazılarını aşağıda paylaşmak istiyorum.

Her Büyük Adam Kucağında Yaşadığı Cemiyetin Üvey Evlâdıdır

… “İnsanı cemiyet yaratır. Hangi cemiyet? İnsan cemiyetle tam bir uyum hâlinde olduğu zaman tarihi yoktur; doğar, yaşar, ölür. Tarihi yaratan, fertle kalabalık arasındaki anlaşmazlık… Fert cemiyetle kaynaştığı zaman tarihi yoktur…

Fildişi Kule 1: Miskinler Tekkesi

“Dadaizm ve sürrealizm, kitleye sırtını çeviren sanatın yüzde yüz iflasını bir fizik kanunu katiyetiyle ispat etmekte… Artık ‘sanat için sanat‘ tekerlemesi, ya hazin bir gafletin ifadesidir yahut da bir ricatın. İlham perilerinin iltifatı hiç kimseye kavgadan kaçmak imtiyazını vermez. Fildişi kule, ikinci harp sonu dünyasının dâvâsız sanat meczuplarını barındıran bir miskinler tekkesidir… Vatandaşları günün çetin kavgalarında yer alırken yıldızlara serenat besteleyen bedbahtın adı: savaş kaçağıdır… Fikir ve sanat adamının yeri: fikir ve sanat kavgasının ateş hattıdır… Her sanatkâr agora’ya inmek, hayırla şerrin savaşında ister istemez yer almak mecburiyetindedir. Fildişi kuleye kapananlar şerrin zaferini (bilerek veya bilmeyerek) kolaylaştırmış olurlar. Kitlelerin yükselmesi, insanlaşması, ışığa kavuşması için sanat: işte çağımızın şiarı.” (Yirminci Asır, “Fildişi Kule Efsanesi”, 1.11.1947) …

İzm’ler

İzm’ler idrakimize giydirilen deli gömlekleri. İtibarları menşe’lerinden geliyor. Hepsi de Avrupalı.

Bu Firar Bir Kabil Kompleksi

Her dudakta aynı rezil şikâyet: yaşanmaz bu memlekette! Neden? Efendilerimizi rahatsız eden bu toz bulutu, bu lâğım kokusu, bu insan ve makine uğultusu mu? Hayır, onlar Türkiye’nin insanından şikâyetçi. İnsanından, yani kendilerinden. Aynaya tahammülleri yok. Vatanlarını yaşanmaz bulanlar, vatanlarını “yaşanmaz”laştıranlardır.

Türk aydını, Kitâb-ı Mukaddes’in Serseri Yahudisi… Hangi Türk aydını? Kaçanlar ne Türk, ne aydın. Bu firar bir Kabil kompleksi.

Sen Bir Az-Gelişmişsin

Kıt’aları ipek bir kumaş gibi keser biçerdik. Kelleler damlardı kılıcımızdan. Bir biz vardık cihanda, bir de küffar…

Zafer sabahlarını kovalayan bozgun akşamları. İhtiyar dev, mazideki ihtişamından utanır oldu. Sonra utanç, unutkanlığa bıraktı yerini, “Ben Avrupalıyım” demeğe başladı, “Asya bir cüzzamlılar diyarıdır.”

Avrupalı dostları, acıyarak baktılar ihtiyara, ve kulağına: “Hayır delikanlı”, diye fısıldadılar, “sen bir az-gelişmişsin.”

Ve Hıristiyan Batı’nın göğsümüze iliştirdiği bu idam yaftasını, bir “nişân-ı zîşân” gibi gururla benimsedi aydınlanınız.

Asaletini Kaybeden İrfan

…Asırlar geçti, birer birer söndü meşaleler. İrfan asaletini kaybetti. Hafızaya çakıl taşı gibi saplanan bilgi kırıntılarına yeni bir ad bulduk: kültür. Genç kuşaklar, Batı’nın bit pazarlarından ithal edilmiş bu hazır elbiselere küçümseyerek bakıyor. Hoca öğretmen oldu, talebe öğrenci. Öğretmen ne demek? Ne soğuk, ne haysiyetsiz, ne çirkin kelime. Hoca öğretmez, yetiştirir, aydınlatır, yaratır. Öğrenci ne demek? Talebe isteyendir; isteyen, arayan, susayan. …. (Sayfa 101)

Biz ve Onlar

“İmparatorluk günden güne zayıflamaktadır. Niçin saklamak? Onu bu hâle düşüren sebeplerin başında Avrupalılaşma zihniyeti gelir. Temellerini III. Selim’in attığı bu zihniyeti, derin cehaleti ve sonsuz hayalperestliği yüzünden II. Mahmut son haddine vardırır. Babıâli’ye tavsiyemiz şudur: hükümetinizi dinî kanunlarınıza saygı esası üzerine kurunuz. Devlet olarak varlığınızın taneli, Padişahla Müslüman tab’a arasındaki en kuvvetli bağ, dindir. Zamana uyun, çağın ihtiyaçlarını dikkate alın. İdarenizi düzene sokun, ıslah edin. Ama yerine size hiç de uymayacak olan müesseseleri koymak için eskilerini yıkmayın. Avrupa medeniyetinden sizin kanun ve nizamlarınıza uymayan kanunları almayın. Batı kanunlarının temeli Hıristiyanlıktır. Türk kalınız. Tatbik edemeyeceğiniz kanunu çıkarmayın. Hak bellediğiniz yolda ilerleyin. Batının sözlerine kulak asmadın. Siz ilerlemeye bakın. Adalet ve bilgiyi elden bırakmayın. Avrupa efkâr-ı umûmiyesinin az çok değeri olan kısmını yanınızda bulacaksınız. Kısaca, biz Babıâli’yi kendi idare tarzı’nın tanzim ve ıslahı için giriştiği teşebbüslerden vazgeçirmek istemiyoruz. Ama, Avrupa’yı örnek olarak olmamalıdır kendine. Avrupa’nın şartları başkadır, Türkiye’nin başka. Avrupa’nın temel kanunları Doğu’nun örf ve âdetlerine taban tabana zıttır, ithal malı ıslahattan kaçının. Bu gibi ıslahat Müslüman memleketlerini ancak felakete sürükler. Onlardan hayır gelmez sizlere.” METTERNICH

Demokrasi ve İslamiyet

… Çağdaş Avrupa’nın demokrasi anlayışı bu, kısaca. Şimdi de İslâmiyet’in devlet telakkisine bir gözatalım.

İnsanlar, doğuştan eşittirler: kullukta, fanilikte eşitlik. Ama menfi bir eşitlik bu. Sonra, iman sayesinde yeni bir eşitlik kazanırlar, kardeş olurlar. Rabbin lütuflarmdan aynı ölçüde faydalanacaklardır: hukukî ve müsbet bir eşitlik.

Kulun bütün haysiyeti: mümin oluşunda. Kul, mümin olunca hukukî bir hüviyet kazanır, dilenciyi halifeye eşit kılan bir hüviyet.

İslâm için hürriyet felsefî değil, hukukî bir mefhum. Temeli: camianın bütün fertleri arasında tam bir hak eşitliği olduğu inancı.

Hükmeden Allah’tır, bu hâkimiyet devredilemez. Allah, her ul-ül emr’i otorite ile doğrudan doğruya teçhiz eder. Emir (veya Sultan) seçimle gelse de, durum değişmez. Allah’ın dışında cismanî bir otorite yoktur. Vardır demek, Allah’a şerik koşmaktır. Ul-ül-emr, Allah’ın aletidir sadece. İslâmiyet’te her türlü istibdada, ahkâm-ı Kur’aniyye dışındaki her türlü keyfiliğe karşı direnmek için birçok yollar vardır.

Kitap sahibi kavimler, İslâm’ın üstünlüğünü kabul etmek ve ona cizye ödemek şartıyla hudutlu, fakat teminatı olan bir hakka lâyık görülürler. Bu himaye, ümmetin bir civanmertliğidir. Bir nevi misafirperverlik. Himaye edilenlerin daha az vazifeleri olduğu için, hakları da daha azdır. İbadetlerine devam edebilir, kendi kanunlarını uygulayabilirler.

Putperestlerin camiada yeri yoktur. Ama Müslümanlar onları da zaman zaman korumuşlardır. Her kâfir ve putperest İslâmiyet’i kabul eder etmez, misak’a dahil olur. İslâm, cihanşümul bir dindir, bütün insanlara hitap eder. Kast da tanımaz. Gerçek Müslümanın nazarında sosyal sınıf diye bir şey olamaz. Servet veya mevki ayırmaz insanları; Müslüman, Müslümana eşittir. Cevdet Paşa’nın söyleyişiyle: “Emr-i taayüşçe ağniyâ ile fıkarânın halleri mütekaarib ve müteşâbihdir. Câmi-i şerifde ise müsâvât-ı tâmme ve hürriyet’i kâmile vardır…” Fukara ile zengin arasında “bir büyük mesafe görünmez.” Ve Hıristiyan devletlerinde olduğu gibi, tefrika ve husumet de yoktur. “Binaenaleyh, akvâm-ı İslâmiyede commune ve socialiste ve nihiliste gibi fürûk-ı îtizâliyye” bulunmaz. ..

Din Afyon mudur?

Şato kiliseye dayanıyordu, kilise, nass’a. Batı’nın düşünce tarihi akılla naklin mücadelesi tarihi. Nakil, imtiyazların kalesiydi. Üçüncü sınıf, bu asırlık kaleyi aklın dinamitiyle tahrip etmedikçe hürriyete kavuşamazdı. Hıristiyanlık, eski toprak köleleri için karanlık bir mahpesti, maddecilik* arz-ı mev’ut; din zilletti, dinsizlik haysiyet.

Burjuvazi iktidara geçer geçmez kiliseyle nikâh tazeledi; kiliseyle, yani nass’la. İmtiyazlarını koruyacak bir hisardı nass. Şimdi, aklım bayrağını omuzlamak yeni bir içtimaî sınıfa düşüyordu, en yoksul ve en kalabalık sınıfa.

Mekanist maddecilik,* yükselen burjuvazinin* kavga silâhıydı; diyalektik maddecilik* dördüncü sınıfın kavga silâhı oldu. Birincinin görevi feodaliteyi* yıkmaktı, ikincinin kapitalizmi. Din, Avrupa için bir afyondur, bütün ideolojiler gibi. Avrupa’nın tarihi, bir sınıf kavgası tarihidir. Osmanlı için şuurdur din, tesanüttür, sevgidir. Osmanlı toplumu insan haysiyetine ve inanç birliğine dayanır. Hegel* belki haklı: tarih tezatlar içinde gelişir. Osmanlı’nın tezadı Avrupa’dır. Batı’da maddecilik bâtıl’ın hisarlarını yıkan bir dinamit, hür düşüncenin dinamiti; Osmanlı İmparatorluğunda maddecilik bir kendi kendini tahrip cinneti.

Avrupa, Osmanlı ülkesine papaz ihraç eder. Hıristiyanlığa davet için mi? Ne münasebet. Tek emeli, Osmanlı’yı dinsizleştirmektir. Dinsizleştirmek, yani “etnik bir toz” hâline getirmek.

Bir kelimeyle: dinsizlik, Batının yükselen sınıfları için ne kadar hayırlıysa, bizim için o kadar meşumdur; onlar için ilerleyiş; bizim için çözülüş ifade eder, mukaddesi. İster siyah derili, ister sarı…

Çağdaş Uygarlık Düzeyi ve İsa Efendimiz

…İnsanlığın tarihi neden İsa ile başlasın? Tarihin mihver çağı İsa’dan önce beşinci yüzyıl. Bugünün insanı o zamandan beri yaşıyor (Jaspers).*

“Her şahıs tasavvurlarını kendi lisanı üzre kurup da sonra başka lisana tercüme ettiği gibi, her millet vak’aları kendi tarihine göre tertib edip, öteki tarihleri ona kıyasla bulur… Yani her millet kendi tarihini muhafazaya mecburdur” diyor Cevdet Paşa. “Binâenaleyh, bizde de hicretin tarih başlangıcı olması emr-i tabiîdir”. Tarih, gerçekte iki kısma bölünebilir. Paşa’ya göre: “asr-ı Âdemden, asr-ı İslama kadar” olan zaman eski çağdır; ondan sonra yeni çağ İslâm’la başlar. ‘Yeni tarihi de iki kısma ayırabiliriz: ikinci kısmın mebdei, matbaanın keşfidir.” …

Öldürmeyeceksin

Kanun, eski Yunan’dan beri “büyük sineklerin yırtıp geçtiği, küçüklerin takılıp kaldığı bir örümcek ağı” Avrupalı için. Machiavelli, insanlığı ikiye ayırır: tarihi yapanlar, tarihin malzemesi. Çobanla sürü. Katili göklere çıkarır, Sade, ayak takımının peşin hükümlerinden sıyrılmış bir gerçekçi olarak alkışlar. Devlet, gözünü kırpmadan cana kıyanları korumalıdır.

…Yunancada dâhi ile şairin kökleri bir, ikisi de yaratıcı demek. Deha ilahî bir cezbedir, Eflatun’a göre. Kant için, “sanata kaideler sunan bir meleke.” Hegel “Gerçek sanat ne öğrenilir, ne aktarılır”, diyor. Kabiliyet ile dehayı şöyle ayırıyor Schopenhauer: kabiliyet, belli bir hedefe başkalarından daha ustaca ok atmak; deha, oklarını, başkalarının bakışlarıyla dahi ulaşamayacağı bir hedefe saplamak. Taine, dehayı girift bir varlık olarak vasıflandırıyor. Önce sanatçının mizacı, üslubu, yapıcılığı, sonra çevre. Tabiat, insiyak, deha, mizaç, sinir sistemi, beyin veya kan… Bu esrarlı varlığa ne ad verirseniz verin, her büyük eserin ilk kaynağı o. Sabırmış, emekmiş, çevreymiş, hiçbir şey o cevherin yerini tutamaz. …

…Seneca “Her dâhi bir parça delidir” diyordu. …

Bu cüceler asrı, ne dehaya inanıyor, ne fazilete. “Deha bir sümük meselesidir” Leon Paul Fargue’a göre, “sanat bir virgül meselesi”; Aragon için, “dâhi’nin özelliği, öldükten yirmi yıl sonra salaklara düşünceler ilham etmesidir.”

Dâhi münzevi bir yıldız; anasız doğan çocuk, anasız doğan ve zürriyetsiz ölen. Zirveden zirveye akseden şarkı.

Scott

…Birçok kitapları, okumuş olmak, hattâ okumuş görünmek için okuyoruz. Birçoklarını da çevremizden kaçmak için. Goethe doğru söylemiş: kitap, Batı’nın afyonu. Aylarca masallar dinledim Scott’tan. Her roman merakla seyrettiğim uzun, esrarlı bir film gibiydi. Ne kaldı? Bir düzine roman ismi, üç beş kahraman, birkaç peyzaj, meçhul bir dâva uğruna dövüşen yiğit, serazat, inatçı insanlar, kan ve ölüm, Arslan Yürekli Rişarla Selâhattin Eyyûbi, Haçlıların İstanbul’a girişi ve oldukça geniş bir zaman çerçevesi içinde dal-budak salan ihtiraslar, Londra, saray, gelişen burjuvazi, derebeyleri ile şehirler arasındaki savaş, İsviçre’nin hürriyet kavgası, hayat ve gerçek… (Sayfa 235)

Bir adamı tanımak için, düşüncelerini, acılarını, heyecanlarını bilmemiz lâzım hiç değilse. Hayatın maddî olaylarıyla kronoloji yapılabilir ancak. Kronoloji, aptalların tarihi.

9

Itır gülün sesi, ışık sonsuzun. Geceleri ölüm konuşur karanlıklarda.

13

Münakaşa eden iki insan, aynı graniti yontan iki heykeltıraş, hakikati arayan yol arkadaşı. Hedefi, tahrip değil, terkiptir bu kavganın. Mağlubun muzaffer olduğu tek yarış.

Yanıldığını kabul etmek, yeni bir hakikatin fethiyle zenginleşmektir: parçadan bütüne, karanlıktan aydınlığa geçiş. (Sayfa 283)

27

Din, aşk, şiir… Boşlukta yuvarlanan insanın bir yıldıza attığı merdivenler. En yüce, en güzel, en ölümsüz taraflarını benliğinden koparıp bir mücerrede armağan eden insan, neden fakirleşsin? Boş kubbeleri sonsuzluğumuzla doldurmak, sonsuzlaştırmaktır. Tanrı beşerin en büyük keşfi.

Mağarasında meçhul kuvvetlere yalvaran uzak ceddimiz, feza çağının zındığından daha mı az bahtiyardı? Hangi ilmî hakikat bir kabile dininin nass’larından4 daha sıcak, daha doyurucu? İnanmayanların, inananlara sataşmaları kıskançlıklarından. Mü’minlerin saadetini gölgeleyen tek ıstırap, inanmayanlara karşı duyulan merhamet olmalı.

Deli İbrahim, Osmanoğulları’nın en akıllısı. Balıklara inci atarmış… İnci balıklara atılmak için yaratılmış olmasaydı, denizlerde ne işi vardı?

İnsanlar beyni fırlatıyor lağıma. Süleyman’ın sofrası iltifatlarına muntazır, onlar kemik peşindeler. Venüs’e arkaları dönük, köpeklere sırıtıyorlar. Efsane yalan söylüyor: Sirse insanları domuzlaştırmamış, domuzları insanlaştırmış. Bunları tekrar ahıra sok Sirse! (Sayfa 298)

25

Altınlarını cam karşılığı dağıtan Kızılderiliyi hiçbir zaman gülünç bulmadım. Cam, altından daha asil. israil peygamberlerinden beri lanetlenmiş bir maden, altın. Adı, tarihin bütün cinayetlerine karışmış. Pıhtılaşmış kan, insan kanı. Cam güzel, çünkü kirli bir mazisi yok. Cam güzel, çünkü kalbi var, kırılıverir. (Sayfa 296)

Cemil Meriç’in Bütün Eserleri ise aşağıda sıralanmıştır (sayfa sayıları İletişim Yayınları’na göre verilmiştir).

  • Bir Dünyanın Eşiğinde (431 Sayfa)
  • Bu Ülke (341 Sayfa)
  • Işık Doğudan Gelir (282 Sayfa)
  • Jurnal; 1955-65 (399 Sayfa)
  • Jurnal; 1966-83 (349 Sayfa)
  • Kırk Ambar; Rümuz-ül Edeb (463 Sayfa)
  • Kırk Ambar; Lehçe-t-ül Hakayık (546 Sayfa)
  • Mağaradakiler (287 Sayfa)
  • Saint-Simon; İlk Sosyolog, İlk Sosyalist (159 Sayfa)
  • Sosyoloji Notları ve Konferanslar (411 Sayfa)
  • Umrandan Uygarlığa (349 Sayfa)

Bebekler ne zaman konuşmaya başlar? Bebeğim neden konuşmuyor?

Blogumda bebek kategorisindeki yazıları bebeğimizi büyütürken edindiğimiz tecrübelerden yararlanarak yazıyorum. Dolayısıyla bir doktor değil, sadece tecrübelerini paylaşan bir babayım.


Özellikle ilk bebekte çiftler çocuk için yüksek endişe duymaktadır. Tecrübesiz olduklarından dolayı neyin nasıl ve ne zaman olacağını bilmediklerinden dolayı her olay endişe sebebine dönüşmektedir. Öncelikle şunu söyleyelim her çocuk benzer zamanda konuşacak diye birşey yok. Fakat bazı şeylerin ters gittiğini anlamak için de bazı mihenk taşları vardır.

Bebekler genel itibariyle bir yaşında önce bazı kelimeleri (özellikle baba, dede, mama vs.) söylemeye başlarlar. Ama bunlar sadece kelimelerdir ve anlamlı cümleler kuramazlar. Bir yaşından sonra ise iki kelimeden oluşan cümleler kurabilmektedirler (bir yaşında olup henüz konuşmaması da bir sorun teşkil etmez). Tabi bunun süresi çocuktan çocuğa değişir. Doktorlar için mihenk taşı ise şudur; iki yaşını doldurmuş bir çocuğun iki kelimeden oluşan bir cümle kurması beklenir. Örnek olarak “anne gel”, “baba mama”, “mama al” vs. Dolayısıyla endişe etmeye mahal vermeden, başka çocuklarla kendi çocuğunuzu kıyaslamadan sabırlı olmak gerekiyor. Herşey yavaş yavaş yerli yerine oturacaktır.

En Güzel Örneğin En Güzel Örnekleri Sahâbe İklimi – 2 – Muhammed Emin Yıldırım

Daha önce 4 ciltlik bu serinin ilk kitabını okuduğumu ve tavsiye ettiğimi şu yazıda paylaşmıştım. Ayrıca serideki tüm sahabelerin isimlerini ve detaylı bilgilerini de şu yazıda paylaşmıştım. İkinci cildi de bitirmiş bulunmaktayım. İlk cilt için ne demişsem halen aynı fikirdeyim ve kısa süre içerisinde kalan iki cildi de bitirmeyi planlıyorum.

Bu serinin en büyük faydası bir sahabeyi anlatırken okuyucuya siyer altyapısı da kazandırması oluyor. Bu anlamda siyer altyapısı kazanmak için çok yararlı kaynaklar diyebilirim. Bazı yerlerde tekrar mevcut ve olmak zorunda. Bu tekrar sizin olayları ve mekanları sindirmenize yardımcı oluyor. Ayrıca siyer öğrenmek için naçizane tavsiyelerimden bir tanesi Bekir Develi ile Muhammed Emin Yıldırım’ın birlikte hazırladıkları Herkes İçin Siyer konulu 30 programdan oluşan youtube videolarıdır.

Hz. Muhammed’in Hayatı – Martin Lings

Öncelikle kitabın özellikleri ve içeriğinden bahsetmek istiyorum daha sonra da yorumlarımı paylaşacağım. Kitap İngiliz, müslüman olmadan önce Martin Lings adını taşıyan Ebû Bekir Sirâceddin tarafından yazılmıştır. Kitabın çevirisini ise Nazife Şişman yapmıştır. Kitabın ilk yayın tarihi 1986. Hz. İbrahim ve kabenin inşası ile başlayıp Hz. Muhammed (SAV)’in vefatı ve ilk halifenin seçilmesi ile sona eriyor. Toplam 85 bölümden oluşuyor. 374 sayfalık kitapta 85 bölüm olunca her bölüm yaklaşık 4.5 sayfa yapıyor diyebiliriz. Bu şekilde olması okuyucuyu sıkmıyor. Kısa kısa pasajlar halinde de diyebiliriz. Tabi bu kadar sayfa sayısına sahip bir kitabın geniş bir siyer kaynağı olması beklenemez. Çünkü O’nun (SAV) hayatı ciltlere sığmayacak kadar geniş ve anlamlı. Dolayısıyla olaylar ana hatlarıyla anlatılmış.

Geçtiğimiz ramazan ayında Bekir Develi‘nin youtube kanalında Muhammed Emin Yıldırım‘ın anlatımıyla Herkes İçin Siyer serisi vardı. Olaylara bakınca kitap ile Muhammed Emin Yıldırım’ın anlattıklarının paralellik gösterdiği açık. Ama arada bazı yerler çok kısa geçilmiş ve hikmetlerinden veya tam olarak sebeplerinden bahsedilmemiş. Yani nüanslar var ve bu nüanslar speküle edilmeye müsait, insanların islama saldırmaya çalıştığı konular. Açıkçası o noktaları bilmiyor olsaydım araştırma ihtiyacı duyardım. Konuyu bilmeyen ama düzgün kaynaklardan araştıranlar için bu durum bir sorun teşkil etmez. Ancak aksinde bu durum söz konusu olabilir.

Peki gelelim yazara… Şimdi dîni bir kitap okurken ben özellikle güvendiğim yazarları tercih etmeye çalışırım. Güvendiğim yazarları nasıl tespit ederim? Zaman içerisinde ehl-i sünnet din adamlarının saygı gösterdiği, reddiyeler vermediği, fikirlerini desteklediklerini kişiler benim için güvenilirdir. Bu kitabı okumaya bazı tavsiyeler üzerine karar verdim ancak yazarın güvenilirliğinden hiçbir zaman emin olamadım. Aslen bir ingiliz olan yazar bir şekilde islamla tanışıp müslüman oluyor. Bu harika birşey. Fakat bu din ve dini fikir anlamında güvenilir olduğu anlamına gelmiyor. İhlaslı bir şekilde müslüman olmak da güvenilir olduğu anlamına gelmez. Çünkü bu kitabı oluştururken bazı kaynaklardan yararlandı neticede. Yeri gelmişken o kaynakları da verelim.

Kitabın kaynakları

  • Kuran
  • Muhammed İbn İshâk – Sîret-i Rasûlullah kitabının Abdü’l-Melik İbn Hişam tarafından tetkik edilmiş nüshasının Wüstenfeld baskısı
  • Muhammed İbn Sa’d – Kitâb et-Tabakât el-Kebîr’in Leyden baskısı
  • Muhammed İbn Ömer el-Vâkıdî – Kitab el-Meğazi’nin (Peygamber’in savaşlarının kronolojisi) Marsden Jones baskısı
  • Muhammed İbn Abdullah el-Azrakî – Ahbâr Mekke’nin Wüstenfeld baskısı
  • Muhammed İbn Cerîr et-Taberî’nin Târîh er-Rusul ve’l-Mülük’ün (Peygamberler ve Krallar Tarihi) Leyden baskısı ve yazarın tefsiri.
  • Abdurrahman İbn Abdullah es-Süheylî’nin İbn İshâk’a yazdırdığı şerhin (er-Ravz el-Unuf) Kahire baskısı.
  • Muhammed İbn İsmail el-Buhârî (Wensinck – Handbook of Early Muhammadan Tradition)
  • Müslüm İbn el-Haccâc el-Kuşeyrî (Wensinck – Handbook of Early Muhammadan Tradition)
  • Muhammed İbn İsâ et-Tirmizî (Wensinck – Handbook of Early Muhammadan Tradition)
  • Ahmed İbn Muhammed İbn Hanbel (Wensinck – Handbook of Early Muhammadan Tradition)
  • Ahmed İbn  Şu’ayb en-Neseî (Wensinck – Handbook of Early Muhammadan Tradition)
  • Ebû Davûd es-Sicistânî (Wensinck – Handbook of Early Muhammadan Tradition)
  • Abdullah İbn  Abdurrahman ed-Darimî (Wensinck – Handbook of Early Muhammadan Tradition)
  • Muhammed İbn Mace (Wensinck – Handbook of Early Muhammadan Tradition)
  • Ahmed İbn el-Hüseyin el-Beyhâki – Kitâbü’s-Sünen el-Kübrâ
  • Hüseyin b. Mahmud el-Ferrâ’ el -Beğavi – Mişkât el-Mesâbih

Dolayısıyla kitabın eminliği konusunda yukarıdaki kaynakların da eminliği çok önemlidir. Ben doğrusu bu kaynakların hepsinden emin olacak ilme sahip değilim. DOlayısıyla da skitaptaki bazı bölümlere hep temkinli yaklaştım.Kitabı okuyacaklar için de tavsiyem budur. Kitabı okuyun ve yararlanın. Ancak kafanıza soru işareti gelen yerlerde olayın hikmetinin ve detaylarını güvenilir kaynaklardan araştırın. Son olarak 2005 yılında vefat eden yazara Rahman’dan rahmet diliyorum.

Latex büyük i (İ) problemi (IEEE şablonu – IEEE template)

Latex IEEE şablonunda türkçe bir konferansa bildiri hazırlarken şöyle bir problemle karşılaştım; IEEE şablonunda tablo isimleri ilk karakter büyük diğerleri küçük şeklinde gider ama küçük karakterler de büyük karakter yazım şeklinde yazılır. Diğer tüm Türkçe karakterlerde sorunsuz bir görünüm varken (örneğin ö – Ö) i karakterinin uppercase halini ingilizce olarak yani I şeklinde yazıyordu. Malumunuz doğru hali İ olacaktır. Bu sorunu çözmek için oldukça uğraştım ve yaptığım araştırmalar neticesinde aşağıdaki çözümü buldum. Biraz takla atmış oldum ve muhtemelen daha doğru bir yoldan çözümü vardır ama vakit nakittir diyerek bu çözümle işimi halletim. \begin{document} komutunun hemen üzerine aşağıdaki kodları yapıştırıyorsunuz.

[pastacode lang=”markup” manual=”%5Cusepackage%5BT1%5D%7Bfontenc%7D%0A%5Cusepackage%5Butf8%5D%7Binputenc%7D%0A%5Cusepackage%5Bturkish%5D%7Bbabel%7D%0A%0A%5Caddto%5Cextrasturkish%7B%25%0A%09%5Cuccode%60i%3D%5Cstring%229D%20%5Cuccode%5Cstring%2219%20%3D%20%60I%0A%09%5Clccode%5Cstring%229D%3D%60i%20%5Clccode%60I%3D%5Cstring%2219%20%7D%0A%5Caddto%5Cnoextrasturkish%7B%25%0A%09%5Cuccode%60i%3D%60I%20%5Clccode%60I%3D%60i%20%7D%0A%0A%0A%0A%5Cbegin%7Bdocument%7D” message=”” highlight=”” provider=”manual”/]

Daha sonra metin içinde problem olan yeri aşağıdaki şekilde yazarak sorunu çözüyorsunuz.

[pastacode lang=”markup” manual=”%5Ccaption%7BS%5CMakeLowercase%7BINIFLANDIRMA%20ALGOR%C4%B0TMALARI%7D%20%7D” message=”” highlight=”” provider=”manual”/]

Latex: kaynakçada boş yazar sorunu (Empty author field in BibTeX)

Bibtex dosyasında yazarlar bulunmasına rağmen bir referansta böyle bir hata ile karşılaştım. PDF çıktısında ilgili referansların yazar kısmında bir çizgi bulunuyordu. Bibtex dosyasını açtım ve aşağıdaki gibi olan yazar girdisini

[pastacode lang=”markup” manual=”author%3D%7BWang%2C%20Zhiguang%20and%20Oates%2C%20Tim%7D%2C” message=”” highlight=”” provider=”manual”/]

şu şekilde değiştirdim;

[pastacode lang=”markup” manual=”author%3D%7B%7BWang%2C%20Zhiguang%20and%20Oates%2C%20Tim%7D%7D%2C” message=”” highlight=”” provider=”manual”/]

Sorunum çözüldü.

Latex: Missing number, treated as zero. \catcode\string`@= \BIBentryALTinterwordspacing

Typeset.io‘dan indirdiğim bir latex şablonunu derlediğimde .bbl uzantılı dosyada bibtex dosyalarının bulunduğu satırlarda (yani bibliography dosyası ile alakalı bir sorundan dolayı) bu hatayı aldım.

[pastacode lang=”markup” manual=”Missing%20number%2C%20treated%20as%20zero.%20%5Ccatcode%5Cstring%60%40%3D%20%5CBIBentryALTinterwordspacing” message=”” highlight=”” provider=”manual”/]

Öncelikle bibliography dosyasını (.bib uzantılı dosya) inceledim. Dosya oluşturulurken gereksiz boşluklar vs. vardı. Yeni bir bibliography dosyası oluşturdum. Buradaki referansların bibtex dosyalarını yeniden bulup indirerek bu dosyaya ekledim. Daha sonra latex dizinindeki .bbl dosyasını sildim ve yeniden derlemeye çalıştım. Bu kez hata vermeden derledi ve sorunum çözülmüş oldu.

miktex Package babel Error: Unknown option `turkish’. Either you misspelled itd. \ProcessOptions*

Latex şablon dosyasının İngilizce’den Türkçe’ye çevirmek için babel-turkish paketini kullanmıştım. MiKTeX paketi kurmak istedi izin verdim ancak sebebini bilmediğim bir sorundan dolayı kurulum tamamlanamadı. Paket kurulamadığı için de aşağıdaki hatayı aldım.

[pastacode lang=”markup” manual=”miktex%20Package%20babel%20Error%3A%20Unknown%20option%20%60turkish’.%20Either%20you%20misspelled%20itd.%20%5CProcessOptions*” message=”” highlight=”” provider=”manual”/]

Tabi başka bir dil kullanmak istediğinizde de başınıza gelmesi muhtemel bir hatadır bu. Kurulumu elle yapıcan sorun halloldu. Kurulumu ise şu şekilde gerçekleştirdim;

Kullandığım editör MiKTeX olduğu için öncelikle MiKTeX Settings programını açtım. Daha sonra Packages > Start Package Manager diyerek arama kısmından babel-turkish‘i arayıp yüklüyoruz. MiKTeX’i yeniden başlatıp derleme işlemi gerçekleştirdim ve sorun çözüldü.