Kategori arşivi: BilgiKültür

SOSYAL BİLGİLER ÖĞRETİMİNDE STRATEJİLER

Eğitim, bireylerin davranışlarını biçimlendirme ve değiştirme süreci olarak tanımlanabilir (Bayram, 2005). Öğrenciler bilgileri öğrenirken birçok güçlükle karşılaşmaktadır. Bazı öğrenciler çok çalıştıkları halde başarılı olamazken, bazıları kısa süre çalışarak başarılı olabilmektedir. Aynı sınıf ortamında öğrenim gören öğrencilerden bazıları dersin sonunda verilen bilgileri öğrenirken, bazıları öğrenememektedir. Öğrencilerin bu sorunlarının, öğrenmeleri gereken bilgiyi nasıl öğreneceklerini bilmemelerinden kaynaklandığı söylenebilir (Dikbaş & Hasırcı, 2008).

Sosyal Bilimler içinde yer alan disiplinler ile bu disiplinlerin bir bölümünün içeriğinden seçilip ilköğretim düzeyine uyarlanan Sosyal Bilgiler dersinin daha çok bilişsel (cognitive) yönü ağır bastığından, genellikle bu alan, bilgi kazandıran derslerin ilke, strateji, yöntem ve tekniklerini benimsemektedir. Bu bakımdan, özellikle ilköğretimde, Hayat Bilgisi, Fen Bilgisi gibi derslerde gözlemlemeye, deneye, yaşam ve incelemeye, yaparak-yaşayarak öğrenmeye ağırlık veren yöntem ve teknikler, Sosyal Bilgiler dersinde etkisini biraz yitirmekte, sözel yönü ağır basan yaklaşımlar önem kazanmaktadır (Sönmez, 1994).

Okulda, öğretim hizmetinin gerçekleştirilmesi sürecinde, öğrencilerin bilgiyi nasıl elde edecekleri konusunda öğretmen ve öğrencilerin izleyecekleri yöntem ve tekniklerin önemi kuşkusuz yadsınamaz. Bir yönüyle öğretim, öğretim programının, “okul” denilen ortamda, karşımızda bulunan öğrencilere uygulanması demek olduğuna göre, böyle bir öğrenme-öğretme etkinliğinin uygulanması sürecinde, öğrencilerin, özel amaçlarda kapsanan özellikleri gerektiği gibi kazanabilmeleri ve kalıcı izli bir davranış değişikliği oluşturabilmeleri için birtakım ilkelerden, yollardan yararlanmaya gereksinimleri vardır. Bu konuda gerek öğretmenin gerekse öğrencilerin işini kolaylaştıracak ve etkili öğrenme-öğretmeyi sağlayacak yöntem ve teknikler işe koşulur. Sınıftaki öğrenme-öğretme etkileşiminde izlenen çeşitli ilkeler, stratejiler yanında, etkili ve başarılı bir sonuç elde edebilmede bu yöntem ve tekniklerin rolü büyüktür (Çelikkaya & Zafer, 2009).

Okulda, öğretim hizmetinin gerçekleştirilmesi sürecinde, öğrencilerin bilgiyi nasıl elde edecekleri konusunda öğretmen ve öğrencilerin izleyecekleri yöntem ve tekniklerin önemi kuşkusuz yadsınamaz. Bir yönüyle öğretim, öğretim programının, “okul” denilen ortamda, karşımızda bulunan öğrencilere uygulanması demek olduğuna göre, böyle bir öğrenme-öğretme etkinliğinin uygulanması sürecinde, öğrencilerin, özel amaçlarda kapsanan özellikleri gerektiği gibi kazanabilmeleri ve kalıcı izli bir davranış değişikliği oluşturabilmeleri için birtakım ilkelerden, yollardan yararlanmaya gereksinimleri vardır. Bu konuda gerek öğretmenin gerekse öğrencilerin işini kolaylaştıracak ve etkili öğrenme-öğretmeyi sağlayacak yöntem ve teknikler işe koşulur. Sınıftaki öğrenme-öğretme etkileşiminde izlenen çeşitli ilkeler, stratejiler yanında, etkili ve başarılı bir sonuç elde edebilmede bu yöntem ve tekniklerin rolü büyüktür (Çelikkaya & Zafer, 2009).

Bütün derslerle olduğu gibi Sosyal Bilgiler dersinin öğretiminde de tek bir yöntem ya da teknik kullanılmamalı, amaçlara uygun farklı yöntem ve teknikler seçilmelidir. Öğretmen, öğrenme süresi ve fırsatı tanınan herkesin öğrenebileceğini bilmeli ve bu doğrultuda hareket etmelidir. Öğretimin düzenlenmesinde öncelikle yapılması gereken, hangi yöntemin uygulanacağına karar vermektir. Seçilen yöntem; tekniklerin, araç ve materyallerin belirlenmesine rehberlik eder (Çelikkaya, 2008, s.17). Öğretim programlarında belirtilen hedeflere ulaşmanın en kolay yollarından biri uygun zamanda seçilmiş doğru öğretim yöntem ve tekniklerini kullanmaktan geçer. Derste çok sayıda yöntem ve teknik kullanımı öğrencilerin dikkatini canlı tutarak onların daha iyi öğrenmesini sağlar. Öğretmenlerin yöntem konusunda seçici olabilmesi onların çok farklı yöntemleri tanımaları ve kullanabilmeleri ile orantılıdır. Diğer bir anlatımla, yöntem zenginliğine sahip olmaları gerekmektedir (Demirel, 2006, s.76). Hiçbir ders için hiçbir yöntem sihirli bir değnek değildir. Şu derste şu, bu derste bu yöntem kullanılmalıdır, denilemez. Öğretmen kendi kişisel çabaları ve duyarlılığıyla sınıfına en uygun gelen yöntemleri seçecek ve yine sınıfından aldığı sinyallerle değişikliklere gidecektir. Önemli olan husus, öğretmenin konunun en iyi öğretimini sağlayacak yöntem zenginliğine gitmesidir (Çelikkaya & Zafer, 2009; Küçükahmet, 2000).

Öğretim yöntem ve tekniklerinin etkililiği üzerinde yapılan araştırmalar bütün öğrenmeler için gerekli tek bir öğretim yönteminin olmadığını göstermektedir. Yöntem ve tekniklerin etkisi öğretmene, öğrenci özelliklerine, konu alanına, kazandırılmak istenilen hedeflere göre değişmektedir. Bu nedenle öğretmen adaylarının ve öğretmenlerin öğretim yöntem ve tekniklerini çok iyi bilmesi ve kullanacağı duruma en uygun yöntemi seçmesi gerekir (Çelikkaya & Zafer, 2009).

Yaşam boyu öğrenen, edindiği bilgi ve beceriyi yaşama geçiren bireylerin yetiştirilmesinde öğretim yöntem ve teknikleri de büyük önem taşımaktadır. Çağın gerektirdiği donanımlara uygun hedefler belirlenmiş olsa bile bu hedefleri tamamen geleneksel yöntemlerle gerçekleştirmek mümkün değildir. Öğrenme süreçlerinde, öğrencilerin düşünmelerini, araştırmalarını, sorun çözmelerini ve edindikleri bilgi ve beceriyi yeniden yapılandırıp yaşama geçirmelerini destekleyen yöntem ve teknikler işe koşulmalıdır (MEB, 2005, s.99).

Sosyal Bilgiler Öğretiminde Göz Önüne Alınması Gereken Özellikler ve Bu Özelliklerden Kaynaklanan İlkeler

Bilindiği gibi, Türk Milli Eğitim sisteminin dayandığı temel ilkeler, 14 madde içinde, 1973 tarihli ve 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Yasası’nda, “eşitlik, süreklilik, Atatürk İnkılâpları ve Türk Milliyetçiliği, fert ve toplum ihtiyaçları, yöneltme, fırsat ve imkân eşitliği, eğitim hakkı, demokrasi eğitimi, laiklik, bilimsellik, planlılık, karma eğitim, okul-aile iş birliği, her yerde eğitim” biçiminde yer almaktadır. Okullardaki eğitim-öğretim etkinliklerinde, bütün derslerin öğretiminde bu ilkelerin gerçekleştirilmesine öncelik verilecektir. Bu temel ilkelerin dışında, her alanın kendine özgü, genel ve özel nitelik taşıyan birtakım kuralları ve önermeleri vardır. O alanın öğretimi söz konusu olduğunda, bunların dikkatle izlenmesi başarı için gereklidir (Sözer, 1998).

İlköğretimdeki Sosyal Bilgiler öğretimine yönelik etkinliklerde, bir öğretmenin dikkate alması gereken özelliklerle bu özelliklerden kaynaklanan ilkeleri şu şekilde sıralayabiliriz;

  • İlköğretimdeki Sosyal Bilgiler öğretimine yönelik etkinliklerde, bir öğretmenin dikkate alması gereken özelliklerle bu özelliklerden kaynaklanan ilkeleri şu şekilde sıralayabiliriz;
  • Sosyal Bilgiler dersinde öğrenciler kolaylıkla güdülenebilir. Örneğin; günlük olaylar bu ders için iyi bir başlangıç olabilir. Güncel konulardan işe girişerek sosyal olay ve olgular üzerinde us (akıl) yürütmek son derece yararlıdır.
  • Sosyal Bilgiler dersi bir uslamlama / usavurma (muhakeme) dersidir. Sözel becerilere ağırlık verilmesi nedeniyle, ezberlemeyi öne almak yanlış olur. Toplumsal sorunlar ve nedenleri bu derste tartışılacak ve öğrenilecektir. Ezberleme ile öğrenilenler kısa süre sonra unutulur, oysa usavurma yoluyla gerçekleşen öğrenmeler daha kalıcı olur.
  • Sosyal Bilgiler dersinde çevre etmeni çok önemlidir. Çevre etmenine önem verirken, “yakından uzağa” ilkesine özen göstermek gerekir. Çocukların çevrelerine olan doğal ilgilerinin bu yönde olduğu unutulmamalıdır. Bu nedenle, Sosyal Bilgiler dersinin konuları, ilk olarak çocuğun en yakınında bulunan konulardan başlar ve giderek topluma, ulusa, insanlığa doğru gelişir.
  • Sosyal Bilgiler dersinde fırsat ve olanaklardan olabildiğince yararlanmak ve öğretimi buna göre düzenleyip sürdürmek gerekir. Bu konu, daha önce sözü edildiği gibi, günlük olaylar ve güncel konularla çok yakından ilgilidir. Kutlanan günler ve haftalar, anma günleri, ulusal bayramlar vb. bu iş için oldukça uygundur.
  • Sosyal Bilgiler dersinde kronolojik gelişme ilkesine ayrı bir özen gösterilmelidir. Sosyal Bilgiler kapsamına giren konularda, öğretime, temel kavram ve becerilerden başlayıp, usçu bir sıra ve yaklaşımla, daha ileri kavram ve becerilere doğru gitmek gerekir.
  • Sosyal Bilgiler dersinde yaşamsal (hayatî) değeri olan konular önceliklidir. Bu nedenle, çok sık kullanılan ya da çok önemli olan konularla öğretime başlayıp, daha az kullanılan ya da daha az önemli olan konulara doğru gitmek gerekir. Bu demektir ki, en çok yaşamsal olan konudan, en az yaşamsal olana doğru bir gidiş izlenmelidir. Burada, kuşkusuz, asıl önemli olan, programlarda, öncelikle yaşamsallığı olan konulara yer verilmesidir.
  • Sosyal Bilgiler dersinde çocukların, özellikle ilgi gelişimlerine dikkat edilir. Bu noktada, çocukların aşama aşama, fiziksel ve zihinsel yönden sağlıklı bir gelişme göstermesi kuşkusuz çok önemlidir. Bu bakımdan konulara, onların yalın, sıradan ilgileriyle başlayıp, onlar gelişip olgunlaştıkça, daha kapsamlı ve karmaşık ilgilerine doğru gidilmelidir (Sözer, 1998).

Bu özellik ve ilkeler dışında gerek Sosyal Bilgiler dersinin gerekse Sosyal Bilimlere giren disiplinlerin öğretiminde, öğrencilerin düzeyi ve gereksinimleri, kuşkusuz, temel hareket noktası olacaktır. Öğrencilerin bilgi ve davranış olarak düzeylerinin belirlenmesi ve öğretimin bu temele dayandırılması önemli bir gerekliliktir. Onların gereksinimlerinin neler olduğu kesinlikle göz önünde bulundurulmalıdır. Ayrıca, eğitim ve öğretimin planlı bir etkinlik olduğu; bireysel ayrılıklar nedeniyle rehberlik konusuna özenle eğilmek gerektiği, her konuda ekonomik davranmaya özen göstererek, öğretimde somuttan soyuta, bilinenden bilinmeyene doğru bir sıra izlenmesi gerektiği hiçbir zaman unutulmamalıdır. Bunun yanında, her zaman göz önünde bulundurmak gereken bir başka nokta da şudur: Bir eğitim sisteminin yetiştirmek istediği insan tipi, amaçlar aracılığıyla belirlenmiştir. Programda yer alan her bir ders (kuşkusuz Sosyal Bilgiler dersi de) belirlenmiş olan nitelikleri taşıyan insan yetiştirmede bir araç olarak kullanılacaktır. Bu alanda başarılı olmada, izlenecek öğrenme-öğretme stratejilerinin önemi büyüktür (Sözer, 1998).

Sosyal Bilgiler Dersinde Kullanılabilecek Yöntem ve Teknikler

Sosyal Bilgiler dersinde kullanılabilecek yöntem ve tekniklerden bazıları şunlardır (Çelikkaya & Zafer, 2009);

  1. Anlatım Yöntemi
  2. Soru-Cevap Yöntemi
  3. Gezi Gözlem Yöntemi
  4. Proje Yöntemi
  5. Tartışma Yöntemi (Panel, Münazara, Forum vb.)
  6. Gösteri Tekniği
  7. Örnek Olay Yöntemi
  8. Drama ve Rol yapma Tekniği
  9. Problem çözme Yöntemi
  10. Grup çalışması Yöntemi
  11. Beyin Fırtınası Yöntemi
  12. Bireysel Çalışma
  13. Kaynak Kişiden Yararlanma

İyi öğretim sağlamak için sadece öğretilecek konu alanında uzman olmak yeterli olmayıp konunun öğretiminde kullanılacak olan yöntem ve tekniklerin de iyi bilinmesi gerekir. Sosyal Bilgiler dersinde istenilen başarı düzeyine ulaşabilmek için öğretmenlerin Sosyal Bilgiler öğretim yöntemlerini yeterince biliyor olmaları ve sınıfın ve dersin durumuna göre bu yöntemleri kullanmaları gerekmektedir. Öğretmenlerin öğretim yöntemlerini seçerken dikkate alması gereken en önemli unsurlardan biri öğrencilerin öğrenme özellikleri olmalıdır. Bu açıdan Sosyal Bilgiler Öğretmenlerinin derslerinde kullandıkları öğretim yöntem ve tekniklerinin hangilerinin olduklarının tespit edilmesi önemlidir (Çelikkaya & Zafer, 2009).

Sosyal Bilgilerde Öğrenme-Öğretme Stratejileri

Çeşitli konu alanları içinde Sosyal Bilgiler, kavramların, ilkelerin ve özellikle sözel nitelik taşıyan bilginin çoğunlukta bulunduğu ilköğretime yönelik bir konu alanıdır. Konu alanının daha çok sözel nitelik taşıması sonucu, bireye kazandırılacak içerik, eğer anlaşılması güç bir bilgi yığını özelliği de gösteriyorsa, öğrencinin ezberlemeye yönelmesine neden olmaktadır. Bu bakımdan, bu dersin genellikle bir ezber dersi olarak algılandığı görülmektedir. Oysa, ezberleme yerine, kimi öğrenme-öğretme stratejilerinden yararlanarak, dersin daha çok anlamlı duruma getirilmesi; bu iş için de öğrenmeyi kolaylaştırıcı birtakım yaklaşımların işe koşulması olumlu sonuçları da birlikte getirecektir. Eğitim programlarının kapsadığı içeriğin öğrenciye kazandırılmasında, bir öğretmen olarak bu yaklaşımları gereğince bilmek ve eğitim-öğretim etkinliklerinde uygulamak önemlidir (Sözer, 1998).

Öğrenme stratejileri, öğrencilerin duyu organlarına gelen uyarımları belleğine transfer ederek, özellikle kalıcı olması için uzun süreli belleğine işlemesine olanak sağlayan tekniklerdir. Bu tekniklerin öğrencilere uygulanması işlemi de öğretme stratejilerini oluşturacaktır. Bu stratejiler çoğunlukla bilişsel alan davranışlarına ilişkin olarak geliştirilmiştir. Bununla birlikte, kimi zaman duyuşsal ve devinimsel alanlara yönelik olarak da kullanılabilir. Öğrenme-öğretme sürecinde gerçekleştirilen eğitim-öğretim etkinliklerinde, öğrencilerin öğrenme konusunda neler yaptıkları oldukça önemlidir. Aslında bütün öğrencilerin kendilerine göre, ayrı ayrı, yeni bilgileri öğrenmeleri için izledikleri birer stratejileri vardır. Bu nedenle, öğrenme stratejileri, öğrencilerin öğrenme etkinliğine etkin katılımlarıyla, çoğu zaman, yine kendileri tarafından geliştirilmiştir. Öğrenciler bu stratejileri ya kendi yaşantıları sonucu ya deneme-yanılma yoluyla, ya da daha çok başkasının (çoğu zaman öğretmenin) katkısıyla kazanırlar. Yapılan birçok araştırma, öğrencilerin öğrenme stratejilerini genellikle bildiklerini, ama ne zaman ve nasıl kullanılacağını ise pek bilmediklerini göstermektedir. Öğrenme stratejileri, öğrenci başarısını önemli ölçüde etkileyen etmenler olduğuna göre, bunların öğrencilere öğretilmesi büyük yararlar sağlar. İlköğretimin ilk yıllarından başlayarak, öğrencilerde birtakım öğrenme stratejilerinin geliştirilmesine çalışmak son derece uygundur. Bunda başarıya ulaşabilmek için, öğretmenlerin de kuşkusuz bu öğrenme-öğretme stratejileri konusunda aydınlatılması önemli bir gereklilik olarak ortaya çıkmaktadır (Sözer, 1998).

Çok sayıda öğrenme-öğretme stratejisi vardır. Çeşitli araştırmacı ve yazarlar değişik adlar altında, farklı ya da birbirine benzer yaklaşımlar ortaya koymuşlardır. Bunlar genel olarak Sunuş Yoluyla Öğrenme-Öğretme, Buluş Yoluyla Öğrenme-Öğretme Stratejisi ve Araştırma İnceleme Yoluyla Öğrenme-Öğretme Stratejisidir (Sözer, 1998).

1. Sunuş Yoluyla Öğretme Stratejisi (AUSEBEL)

Bu yaklaşım yaygın olarak BİLGİNİN AKTARILMASI, KAVRAM, İLKE ve GENELLEMELERİN AÇIKLANMASINDA kullanılır. İlke, kavram ve genellemelerin ÖĞRETMEN TARAFINDAN düzenli bir şekilde sıralanması ve öğrenciler tarafından alınmaya hazır bir durumda bilginin verilmesi sürecidir.

Ausebel’e göre: öğrenci her zaman hangi bilginin önemli olduğunu ve hangi işaretlerin problem çözümü için uygun olduğunu bilmeyebilir. Bu nedenle birey özellikle herhangi bir konu alanıyla ilgili öğrenmesi gereken kavramları, ilkeleri, fikirleri buluş yoluyla değil, kendisine sunulanı alma yoluyla kazanabilir.

Sunuş yoluyla öğretimde öğretmenin görevi; konuyu öğrenciler için en uygun biçimde ORGANİZE EDEREK YAPILANDIRMA, uygun materyalleri seçme daha sonra da konuyu GENELDEN ÖZELE doğru sistemli, anlamlı bir şekilde öğrencilere sunmaktır. Tümdengelimde önce ilke verilir. Sonrada örnek sunulur.

Bu strateji öğrenci açısından bakıldığında ALIŞ YOLUYLA öğrenme; öğretmen açısından bakıldığında SUNUŞ YOLUYLA öğretme olarak ifade edilir. Sunuş Yoluyla Öğretimin Temel Özellikleri: Öğretmen öğrenci arasında yoğun etkileşim vardır. Bol örnek kullanmak gerekmektedir. Öğretim genelden özele doğru (TÜMDENGELİM) hiyerarşik bir yapı ve sırasıyla gerçekleştirilir. Bunun için önce kavram, ilke ve genellemeler verilir sonra da daha özel bilgiler ve örnekler verilir. Öğretim basamak basamak ilerler. Öğretim öğretmen merkezlidir. Sunuş Yoluyla Öğretim Stratejisinin Aşamaları:

• Ön organize edicinin sunumu
• İlgili kavram, olgu, ilke ve genellemelerin öğretmen tarafından sunulması
• İlgili kavram, olgu, ilkelerle diğer kavram, ilke ve olguların ilişkilerinin kurulması
• Olumlu ve olumsuz örneklerle bunların açıklığa kavuşturulması
• Verilen örneklerin öğrenciler tarafından sınıflandırılmasının sağlanması
• Öğrencilerin örnekler (farklı) vermesi sağlanması (Webdersanesi.com, 2020)

2. Buluş Yoluyla Öğretme Stratejisi (BRUNER)

Bu yaklaşım belli bir problem ya da konu alanı ile ilgili verileri toplayıp analiz ederek bütüne ulaşmayı sağlayan, öğrenci etkinliğine dayanan güdüleyici bir öğretim stratejisidir. BRUNER tarafından ortaya atılmıştır. Brunere göre öğrenmede öğrencinin AKTİF olması gerekir. Öğrenci sınıfta bağımsız ve girişimci olmalıdır. Öğrenci merkezli eğitimin uygulanmasına dayalı bir yaklaşımdır.

Buluş yoluyla öğrenmede öğrencinin kendi gözlemleri ve etkinliklerine bağlı olarak bilgi, kavram, ilke ve genellemelere ulaşması teşvik edilir. BRUNERe göre öğrenci bilgiye kendisi ulaşmalı adeta bilgiyi keşfetmelidir.

Öğrenciler bilgiyi bir bilim adamı gibi kendileri yapılandırmalıdır. Bunun için aktif araştırmacı olarak deney yapmaya, ilke ve kavramları bulmaya yönlendirilmelidir. Böylece bireyler kendisine güvenen, olumlu benlik geliştiren ve bağımsız bireyler olarak yetişirler.

Bu yaklaşımda konular özelden genele doğru yani TÜMEVARIM yöntemiyle işlenir. Öğretmen öğrencinin öğrenme sürecine etkin katılımını buluş yoluyla öğrenme stratejisini kullanarak sağlayabilir. Burada öğretmenin temel görevi öğrenciyi yönlendirmek ve cevabını ona buldurmaktır.

Buluş yoluyla öğretim yaklaşımı Bruner’in kuramına göre temellendirilmiştir. Bu temeller şunlardır.

• Öğrencilerin öğrenmeye hazır bulunuşluğunu belirleyecek yaşantıların belirlenmesi
• Öğretim muhtevasının yapısallaştırılması
• Öğrenme yaşantılarının sıralanması
• Öğrenme sürecinde pekiştireçlerin rolünün ve nasıl dağıtılacağının belirlenmesi
(Webdersanesi.com, 2019)

3. Araştırma-İnceleme Yoluyla Öğretme Stratejisi (JOHN DEWEY)

John Dewey tarafından geliştirilen bu yaklaşımda öğrencilerin araştırma ve inceleme yaparak öğrenmeleri sağlanır. Dewey okulu, çocuğa bilgi veren değil yaşamda yolunu bulabilmesi için düşünmeye alıştıran yer olarak görmüştür. Bu yaklaşım öğrencilerin sınıf içi ve sınıf dışı etkinliklerle yaptığı problem çözme sürecidir. Özellikle öğrencilere yaşamlarında karşılaşabilecekleri problem durumlarında değişik çözümler üretmesini öğretir. Ayrıca öğrendikleri konuları değişik durumlarda denemelerine olanak sağlar. Bu yaklaşımda öğrenci gerçek problemlerle karşı karşıya gelmeli ve problemlere çözüm üretmelidir. ÖRN: Sivri sineklerin hastalık yaydığı bir yerde yaşayan öğrenci sivrisineklerin yetiştiği yerleri arayıp bulmaya, kurutma için çözüm yolları üretmeye, uygulamaya ve halka; hastalığın önünün alınabileceğini göstermelidir.

Araştırma inceleme yoluyla öğretim stratejisi özellikle uygulama düzeyindeki hedef alanının öğrenciye kazandırılmasında etkilidir.

Bu stratejide çoğunlukla problem çözme yöntemi kullanılır. Bu yaklaşımda da problemi çözebilmek ve sonuca ulaşabilmek için şu basamaklar izlenir;

• Problemin hissedilmesi ve belirlenmesi
• Problemin tanımlanması
• Problemle ilgili bilginin toplanması
• Problemin çözümü ile ilgili hipotezler kurma
• Hipotezleri test etme• Problemlerin çözülmesi ve sonuca ulaşma

Öğrenci bu işlemleri yaparken öğretmen öğrenciyi düşünmeye yöneltir, ona yol gösterir ve rehberlik yapar. Bu strateji ile öğrenciler sadece belli konularla ilgili problemlerin çözümünü öğrenmekle kalmaz gelecekte karşılaşacakları problemlerin çözümünü de öğrenir. Bu stratejiyi kullanan bir öğretmen öğrencilerine problem çözme becerisi de kazandırır (Webdersanesi.com, 2018).

KAYNAKÇA

  • Bayram, T. A. Y. (2005). Sosyal bilgiler ders kitaplarinda öğrenme stratejileri.
  • Çelikkaya, T., & Zafer, K. U. Ş. (2009). Sosyal bilgiler öğretmenlerinin kullandıkları yöntem ve teknikler. Uludağ Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, 22(2), 741–758.
  • Dikbaş, Y., & Hasırcı, Ö. K. (2008). Öğrenme stratejileri öğretiminin ve ders işlenişinde kullanımının öğrencilerin akademik başarılarına ve tutumlarına etkisi. Ahi Evran Üniversitesi Kırşehir Eğitim Fakültesi Dergisi, 9(2), 69–76.
  • Küçükahmet, L. (2000). Öğretimde planlama ve değerlendirme (11. Baskı). Ankara: Nobel Yayın Dağıtım.
  • Sönmez, V. (1994). Sosyal bilgiler öğretimi. PEGEM.
  • Sözer, E. (1998). Sosyal bilgiler öğretiminde ilke, strateji, yöntem ve teknikler. Sosyal Bilgiler Öğretimi.
  • Webdersanesi.com. (2018). Araştırma İnceleme Yoluyla Öğretim Stratejisi John Dewey. https://www.webdersanesi.com/egitim-bilimleri/ogretim-yontem-ve-teknikleri/arastirma-inceleme-yoluyla-ogretim-stratejisi-john-dewey/107/
  • Webdersanesi.com. (2019). Buluş Keşfeyme Yoluyla Öğretim Bruner. https://www.webdersanesi.com/egitim-bilimleri/ogretim-yontem-ve-teknikleri/buluskesfeyme-yoluyla-ogretim-bruner/111
  • Webdersanesi.com. (2020). Sunuş Yoluyla Öğretim Stratejisi Ausebel. https://www.webdersanesi.com/egitim-bilimleri/ogretim-yontem-ve-teknikleri/sunusyoluyla-ogretim-stratejisi-ausebel/110

Call of Duty Ghosts – Rorke Files

Call of Duty Ghosts her bölümde bir tane olmak üzere toplamda 18 adet rorke dosyası (file) bulmanız gerekiyor. Oyun içerisinde ekstra görev diyebiliriz aslında buna. Dolayısıyla oyunu durdurduğunuzda gördüğünüz rorke file not found bir hata değil. İlgili görevdeki rorke dosyasını henüz bulamadığınız anlamına gelmektedir. Bulamazsanız ne olur birşey olmaz, oyunu bitirmenize de engel değil aslında. Sadece oyundaki rorke file bölümüne girdiğinizde bu dosyaları aktif göremiyorsunuz hepsi bu.

Biraz dikkatli oynadığınızda bu dosyaları bulmanız çok zor değil ancak. Bulamayarak tamamladığınız görevlerin olması da bence gayet doğal. Peki bulamadan tamamlarsanız ne olacak? Rorke dosyaları ile ilgili bir süre video ve anlatım mevcut internette (youtube başta olmak üzere). Bunlardan yardım alıp tekrar oynarsınız ve dosyayı ele geçirirsiniz ancak bununla uğraşmak istemiyorsanız sizinle bu dosyaların bulunmuş halini içeren bir save dosyası (veteran) paylaşacağım. Bu save dosyasını oyunun bulunduğu dizine C:\Program Files (x86)\Call of Duty Ghosts\players2 (Steam versiyonunu oynayanlar için C:\Program Files (x86)\SteamApps\common\Call of Duty Ghosts\players2) klasörüne kopyaladığınızda artık rorke dosyaların hepsine sahip olmuş olacaksınız. Bu dosyayı aşağıdaki bağlantıdan indirebilirsiniz.

Call of Duty: Ghosts Full Save Game (Rorke Files dahil)

Kaynak: https://savegame.pro/pc-call-of-duty-ghosts-savegame

Şeyh Tacettin Veli

Kayseri’mizin sembol isimlerinden olan ve Kayseri’de bir mahalleye adını da veren Şeyh Taceddin Veli’nin doğum ve vefat yılları ile ilgili sağlıklı bilgilere sahip değiliz. Mezarı, adıyla anılan Taceddin Mahallesi’ndeki türbesindedir. Ahi Evran Esnaf Müzesi’nin batısına düşmektedir. Mihrab şeklindeki mezar taşı çiçek ve çarkıfelekle süslenmiştir. Kitabesi şöyledir: “Burası Allah’ın rahmetine muhtaç, İmam Velid oğlu Mahmud oğlu Taceddin’in kabri şerifidir. Hicri 721 yılı Ramazan ayında vefat etmiştir.” Buna göre ölüm tarihi, “Ekim 1321” yılına denk düşmektedir. Halvetiyye tarikatı silsilesinde de Kayserili Şeyh Taceddin (ö. 883/1478) adı geçmektedir. Ancak, görüldüğü gibi, vefat tarihi farklıdır. Halvetiyye tarîkatı, Tebrizli Ömer Halveti’ye (ö. 800/1397) dayandırılan meşhur tarikattır. Ahmed Nazîf Efendi ise 923/1517 yılında vefat etmiştir, demektedir. Yukarıdaki kayıtlara bakıldığında bu bilgi yanlış veya sonraki şeyhlerden birine ait olmalıdır.

Şeyh Taceddin’in vefatından sonra yerine oğlu Şeyh Kemaleddin geçmiştir. İkisi de Cami bitişiğindeki türbede gömülüdürler. 1500 (H. 906) tarihinde Taceddin Halife Mahallesi kaydı, 1520’de (H. 926) ise bu mahalleye bağlı Cemaat-ı Müridan-ı Şeyh Taceddin adıyla müridlerden bahsedilmektedir. Ahmed Nazîf, “Kadiriyye Tarikatı’nın ulu şeyhlerinden olan bu zatın camiinden, yanındaki mektepten ve 919/1513 tarihli vakfından bahsetmektedir.” Uzun yıllar Vakıflar Bölge Müdürlüğü yapan Mehmet Çayırdağ, bu vakfiyenin Vakıflar Genel Müdürlüğü arşivinde olduğunu yazar. Taceddin soyundan gelen çağdaş Tevfik Taceddin’den edindiğimiz vakfiyenin fotokopisi, arşivimizde mevcuttur.

Türbe 1316/1898 tarihinde tamir geçirmiş olup son olarak 1990’lı yıllarda tamir edilmiştir. İlhan Özkeçeci bu konuda daha güncel bilgiler vermektedir. Ahmed Nazîf, yıkık olan Türbe’nin dönemin Kayseri valisi Mehmed Nazım Paşa (ö.1926) tarafından yeniden yaptırıldığını yazar. Bu Paşanın, Nazım Hikmet’in (ö.1963) dedesi olduğu hatırlanmalıdır. Mihrap tipinde yapılmış mezar taşının süslemeleri mevcuttur. 128 cm boyunda, 34 cm enindedir. Tahta sandukalar, bodrum şeklindeki alt kattadır. Bir sanduka içinde birden fazla iskelet mevcuttur. Bu durum, burasının Taceddinzadeler için aile mezarlığı olduğunu göstermektedir.

1318/1900 tarihli salnamede, ziyaret makamları arasında “Şeyh İbrahim Taceddin Karamanî” olarak adı geçmektedir. Ahmed Nazîf (ö.1914), o yıllarda Kayseri’de Taceddinzade ve Bakırcızade adıyla tanınan ailelerin şeyhin soyundan olduklarını belirtir.

Günümüzde, Diyanet’ten emekli Tevfik Taceddin bu sülaleden olup vakıfla ilgilenmektedir. Cumhuriyet Döneminde eski mektep yıktırılıp yerine bir ilkokul yaptırılmıştır. Adı Etiler İlkokulu konmuştur. 1937 yılında Taceddin Cami ve arsası Vakıflar Genel Müdürlüğünce Milli Eğitime devredilmiş; böylece okula katılmıştır. 1995 yılında bu okul da yıktırılarak yeni bir bina yapılmıştır. 2003 yılında türbe yanına Taceddin Veli Camii yaptırılmıştır. Kayıtlarda 1500’lü yıllarda başlayan mahallenin ismi günümüze kadar ulaşmıştır. Günümüzde Kayseri’de Taceddin Caddesi de bulunmaktadır. Mehmed Akif’in (ö.1936) İstiklal Marşı’nı yazdığı, Ankara’nın Samanpazarı semtindeki Taceddin Dergâhı’nın da, bu tarikata/zata bağlı bir dergâh olduğu iddia edilir.

BİR MENKIBE

İbrahim Halvetî Hazretleri gençliğinde babasının işi gereği ticaretle uğraştı. Bu sebeple birçok yerleri dolaştı. Sâlih bir zât olan babası Cemâleddîn İbrahim Efendi, Nakşibendî yolunda idi. Oğlunun da velî bir zâtın terbiyesine girmesini çok isterdi.

İbrâhim Halvetî bir gece rüyasında ceddi Hazret-i Ali’yi gördü. Hazret-i Ali Efendimiz kendisine tebessüm edip, başına bir taç koydular ve “Ey oğlum! Sen Halvetî büyüğü bir zât ile terbiye olunursun.” buyurdular. İbrahim Halvetî kalkınca, kendisine rüyada bir işaret verildiğini anlayıp, bu yolun büyüklerinden birisine gitmek istedi. Şehri dolaşmaya başladı. Gezerken ticaretle uğraşan bir arkadaşı ile karşılaştı. O “İbrahim! Erzincan’a gidip malımızı orada pazarlamak isteriz. Arzu edersen sen de gel.” dedi. Seyyid İbrahim kabul edip, yola çıktılar.

Erzincan’a varınca, orada bir müddet kaldılar. Bir cuma günü camiye gittiler. Camide bir zât gönülleri alan sözler söyledi. Namazdan sonra İbrâhim Halvetî vaaz eden zâtın elini öpmek için ilerledi. Yanına geldiğinde, o zât: “İbrahim! Senin yetişmen Halvetî yolu iledir. Biz de o hizmetteyiz.” buyurdu. Bunu işiten Seyyid İbrahim derhal o zâtın ellerini öptü. O zâtın Pir Muhammed Erzincanî Hazretleri olduğunu anlayıp, talebesi olmakla şereflendi. Bütün mal ve mülkünü de dergâhın fakirlerine, muhtaç talebelerine dağıttı. Hocasının verdiği vazife gereği nefsiyle mücadeleye başladı. Kısa zamanda olgunlaşıp, icâzet, diploma aldı. Hocası onu insanlara ilim ve edeb öğretmesi için Kayseri’ye gönderdi. Giderken de “İbrahim oğlum! Bizim sana yapabildiğimiz, ecdadının haber verdiği şeyi teslim etmekti.” buyurdu.

Seyyid İbrâhim Halvetî, Kayseri ve etrafında Hakk yolun bilgilerini öğretmekle meşgul oldu. Bir gün tanıdıkları onu alıp bir kır gezisine götürdüler. Bir bahçede oturuldu. Oradakilerden her biri velilik ve kerâmet hakkında bir şeyler söylediler. O sırada Seyyid İbrahim’in talebelerinden biri de “Acaba hocamızda böyle kerâmet, harikulade şeyler var mı?” diye gönlünden geçirdi. Tam o sırada bağ kapısına bir fakir gelip “Allah için bir şey.” diye bir şeyler istedi. Seyyid İbrahim Hazretleri kerâmet isteyen talebesine hitaben “Oğlum git şu ağacı silkele. Her ne düşerse onu fakire ver.” buyurdu. O talebe de işaret edilen ağacı silkeledi. Yere bir miktar yaprak düştü. Talebe o yaprakları eline aldığında onların gümüş olduğunu gördü. Fakire verirken de tamâ edip, bir kısmını gizlice cebine koydu. Sonra hocasının yanına döndü. O zaman Seyyid İbrahim Hazretleri “Oğlum! Bunlar onun nasîbidir. Sana bir faydası olmaz. Onları git şu nehre dök de gel.” buyurdu. O zaman talebe elini cebine sokup çıkardığında gümüş yaprakların hepsinin çakıl taşları hâline geldiğini gördü. Hemen hocasından af dileyip, tövbe etti. Bir daha da gönlünden böyle şeyler geçirmemeye karar verdi.

Himmetleri üzerimize hazır ve daim olsun.

Doç. Dr. Mustafa IŞIK

Bu yazı ve resimler Kayseri Büyükşehir Belediyesinin Şehir isimli kültür-sanat dergisinin 28. sayısından alınmıştır.

Zeynel Abidin

Zeynel Abidin 750/1349 yılında Medine’de doğmuştur. Babası Ahmed Şemseddin Efendi (ö:771/1369), anası Şerife Sadi’dir. Hz. Ali’nin 29. kuşaktan torunudur. Çocukluk ve gençliği Medine’de geçmiş; babasının ölümü üzerine çıktığı yolculuk sonrasında 800/1397 tarihinde Kayseri’ye gelmiştir. Soyu şeyh Rufai’ye, 29. kuşakta Hz. Fatıma’ya dayanır. Zeynel Abidin Türbesi, Kale’nin doğusunda, ok burcunun yanında, yol kenarındaki tarihi binadır. İsmini içinde yatan Zeynel Abidin’den alır.

Onun Kayseri’yi, Kayserililerin onu sevmesi sonucunda, kendisine ev ve tekke tahsis edilir, Kayseri’ye yerleşir. Yine soyu Rufai’ye dayanan ve Kayseri’de kalan Seyyid Ahmed Burhaneddin’in kızı Şerife Fatıma ile evlenir. Ahmed, Musa ve Eyyub adında üç oğlu dünyaya gelir. 817/1444 yılında, Kayseri’de vefat eder. Böylece 17 yıl boyunca halkın eğitim/ öğretimiyle uğraşmış olur.

Kayseri’ye gelişi, kalışı Kadı Burhaneddin dönemi; ölümü ise Kayseri’nin Karamanoğulları’na bağlı olduğu bir dönemdir. Halk kendisini çok sevdiği için mezarını ziyaret eder, bununla da yetinmeyip üstüne türbe bina ederler.

Son Mevlevi şeyhlerinden Ahmed Remzi Akyürek (ö:1944), Zeynel Abidin Hazretleri’nin hayatını “Mir’at-ı Zeynel Abidin” adıyla, manzum olarak hikaye eder.

Zeynel Abidin’in yaşadığı dönem Kayseri, Ankara sancağına bağlıdır. Kayseri valisi ise Mehmed Nazım Paşa’dır. (ö:1926) Ankara Valisi Abidin Paşa’nın (ö:1908) emriyle Vakıflar tarafından, 1303/1886 yılında yeniden yaptırılır.

Pencere üstlerine yazılan beyitler, zamanın Kayseri Kadısı Mehmed Fevzi Efendi tarafından yazılmıştır. Edirne Müftüsü olarak bilinir. Seyyid Burhaneddin Türbesi’nden önce olmakla birlikte aynı dönemde ve benzer şekilde yapılmıştır. O dönemde mezarı Rufai Tekkesi’ne yakın olup çevresi mezarlıktır.

Cumhuriyet döneminde, türbenin “spor salonu” olarak kullanılmasına karar verilmesi üzerine, müftü Hacı Hüseyin Aksakal (ö:1952) tarafından (15 Mart–1950) Zeynel Abidin Hazretleri’nin naaşı Seyyid Burhaneddin Türbesi’ne taşınmıştır.12 Daha sonra bu bina 1970’li yıllarda İl Halk Kütüphanesinin ödünç kitap verme yeri olarak kullanılıyordu. Ben de o yıllarda kütüphanenin üyesiydim. 1994 yılında tekrar türbe görevine döndürüldü. Çevresindeki binalar yıkılıp meydanın ortaya çıktığı 2003 yılında ise esaslı bir şekilde restore edildi.

Hasılı Kayseri’nin sembol şahitlerinden biri olan ve “İmam Sultan” olarak bilinen Zeynel Abidin Peygamberimizin torunudur. Tasavvuf geleneğinden gelen eğitimciler söz sultanıdırlar. Söylediklerini yazma geleneği yaygın olmadığı için yazılı eseri yoktur.

Doç. Dr. Mustafa IŞIK

Bu yazı ve resimler Kayseri Büyükşehir Belediyesinin Şehir isimli kültür-sanat dergisinin 27. sayısından alınmıştır.

CSV to MS SQL Server

  • Öncelikle aşağıdaki yazılımları kurulur.
    • SQL Server Express 2017
    • MS SQL Server Management Studio 18
  • SQL Server’a MS SQL Management Studio ile bağlantı gerçekleştirilir.
  • Yeni bir database oluşturulur
    • Databases > New Database…
  • Oluşturulan Database’e sağ tıklanır.
    • Tasks > Import Data
  • SQL Server Import and Export Wizard açılmış olacaktır.
      porno

    • Next
    • Data Source olarak Flat File Source seçilir. Next‘e tıklanır.
    • File Name kısmına Browse..‘a tıklayarak CSV dosyası seçilir.
    • Soldaki sekmelerden Advanced seçilir. Burada CSV dosyanızdaki sütunlar bulunmaktadır. Her sütun için default olarak varchar(50) seçilmiştir. Burayı manuel olarak düzeltebilir veya Suggest Types‘a tıklayarak önerilen veri tipi ve uzunluğunu seçebilirsiniz. Burada dikkat edeceğiniz bir nokta mevcut. Eğer CSV dosyanızdaki satırlardan küçük bir değer seçerseniz ileriki aşamada hata verecektir. Bu hatayı almadan önce yeterince büyük verdiğinizden emin olmalısınız. Burayı da hallettikten sonra Next’e tıklıyoruz.
    • Choose a Destination penceresinden SQL Server Native Client 11.0 seçilir. Next’e tıklanır.
    • Select Source Tables and Views penceresinde ekstra bir değişiklik yapılmayacaksa Next‘e tıklanır.
    • Save and Run Package penceresinden de değişiklik yapmanıza gerek yok. Next‘e tıklıyoruz.
    • Finish diyerek Import işlemini başlatıyoruz. Hata ile karşılaşmazsak eğer işlem başarıyla sonuçlanacak ve kaç satırın import edildiği bilgi olarak size grup porno
      sunulacaktır. Hata ile karşılaşırsanız eğer hata raporunu inceleyerek sorunu giderme yoluna gitmelisiniz.

Araç muayene öncesi yapılması gerekenler

Araç muayenesi nasıl yapılır?  Muayeneden önce yapılması gereken işlemler.

  • Muayene yaptırmadan önce kesinlikle randevu sisteminden randevu almanızı öneririm. Çünkü diğer şekilde saatlerce beklemeniz muhtemeldir.
  • Öncelikle muayene yaptıracağınız gün aracınızın sigortasının olması gerekiyor.
  • Muayene yaptırmadan önce egzoz emisyoz ölçümünü yaptırmanız gerekiyor. Size yakın istasyon bilgisini bu bağlantıdan edinebilirsiniz. Muayene istasyonlarında da genel olarak bu hizmet veriliyor ancak kalabalık olacağını öngörüyorsanız başka bir istasyondan ölçümü yaptırıp direkt olarak gidebilirsiniz. 2019 yılı için egzoz emisyon ücreti olarak 65 TL ödedim (şehirden şehire fark edebilir).
  • Randevu saatinden 15-20 dakika önce gelmeniz yeterli oluyor. Aracınızın plaka ve kilometre bilgisini girerek sıra alıyorsunuz. Randevu saatinden önce genellikle sıranız gelmiş oluyor. Ruhsatınızı teslim ediyorsunuz ve muayene ücretini yatırıyorsunuz (muayene ücreti 2019 yılı hususi otomobil için 279 TL). Daha sonra parka geçiyorsunuz. Sizi sıranız geldiğinde ilgili sıraya çağırıyorlar.
  • Aracınızı kontrolü yapacak kişiye teslim ediyorsunuz. Öncelikle aracınızın kaputunu ve bagajını açtırarak ilgili kontroller yapılıyor. Sonrasında kontroller tünel içerisinde sırasıyla devam ediyor. Siz bu arada tünel çıkışında bekliyorsunuz. Aracınız muayeneden geçmişse bir müddet sonra size evraklarınız teslim ediliyor.

Muayene süreci özet olarak yukarıdaki gibidir. Aşağıya bazı ekstra bilgileri de paylaşacağım.


  • Hususi araçlar için muayene süresi iki yıldır.
  • Egzoz emisyon ölçümünün de süresi iki yıldır. Dolayısıyla muayene ile ilgili tarihlere denk getirebilirsiniz. Önce emisyonu ölçtürüp daha sonra muayene yaptırırsınız.
  • Muayene yaptıracağınız gün araç sigortalı olmak zorunda. Dolayısıyla bir gün dahi olsa sigortalı olmalı.
  • Far ve sis farı ayarlarının hatalı olması, cam filmleri, yangın söndürme tüpünün kontrol süresinin geçmiş olması, silecek süpürgelerinin yıpranmış olması, aracınız lpg’li ise aracın camında ikat etiketlerinin olmaması, stepne bağlantısının uygun olmaması hafif kusur sayılıyor ve muayeneden geçmesine engel değil.

HGS kaçak geçiş ve sonrasında ödeme

HGS kartınız yok ve paralı yol kullanarak bir seyahate çıkacaksınız bu durumda canınızı sıkmaya hiç gerek yok. Siz seyahatinize çıkın, seyahatten dönünce HGS işlerini kolayca halledebilirsiniz. Tabi iki hafta içerisinde. İki hafta içerisinde kart alıp geçiş ücretlerini öderseniz bir sıkıntı yaşanmayacaktır.

HGS Kartını Nasıl Alırım?

HGS kartını almak oldukça kolay. Aracın ruhsatı ve kimliğinizle birlikte bir PTT şubesine gidiyorsunuz. Orada HGS formunu dolduruyorsunuz ve 62.5 TL (12.5 TL araca yapışan etiket, 50 TL ise bakiye olarak kartınıza yükleniyor) ücreti yatırıyorsunuz. Etiketi araca yapıştırmak gerekmiyor anladığım kadarıyla çünkü paralı yollardan geçiş yaptığınızda plakadan sorgulama yapıp kartınızdan direkt olarak para çekiliyor. Ayrıca etiketin üzerinde HGS barkod numaranız da bulunmaktadır.

Hesabınızı açtıktan sonra son 15 gün içerisinde yaptığınız geçişlerin ücretleri yüklenen 50 TL’lik bakiyeden otomatik olarak düşmektedir.

HGS Hesabımı Nasıl Kontrol Ederim?

E-devlet hesabınıza girip arama kutusuna HGS yazdığınızda HGS Hesap Bilgileri ve İhlalli Geçiş Bilgileri sorgulanabiliyor. Ayrıca E-devlete giriş yaptıktan sonra hgsmusteri.ptt.gov.tr web sitesinden de hesabınıza erişebilir tüm geçişlerinizi ve geçiş ücretlerini görebilirsiniz.

HGS kartınıza yükleme yapabilmek için akıllı telefon uygulamaları bulunmaktadır.

USB kablo ile arızalı fan tespiti

Dizüstü bilgisayardaki fanım çalışmıyordu. Sorunun fandan mı yoksa anakart soketinden mi olduğunu tespit etmek için fanı öncelikle söktüm. Sonrasında USB girişli bir kablonun uç kısmını söktüm. Standart bir USB kablo içerisinde 4 adet kablo bulunmaktadır. Bunların renkleri kırmızı, siyah, beyaz ve yeşildir. Kırmızı kablo pozitif uç yani güç, siyah kablo topraklama, beyaz ve yeşil kablolar ise veri alışverisinde kullanılan kablodur.

Bize test için gerekli olan kırmızı ve siyah kablodur. Bu kabloların uçlarını sıyırdım diğer kabloları ise birbirine değmeyecek şekilde ayırdım. Fanın ucundaki soketteki kırmızı kabloya USB’den gelen kabloyu, siyah kabloya da siyah kabloyu temas ettirdim ve USB’yi bilgisayara taktım. Eğer fan bozuk değilse fanın direkt olarak çalışması gerekir, eğer bozuk ise de kesinlikle çalışmaz. Bu test sırasında kırmızı ve kabloyu birbirine değdirmemeye ve kısa devre oluşturmamaya özen göstermek gerekir. Çünkü kablo yanıp başınıza büyük belalar açılmasına sebep olabilir.

Her neyse bu anlattığım şekilde yaptığınız taktirde fanınızın bozuk olup olmadığını tespit edebilirsiniz. Fanlar genel itibariyle 5 Volt gerilim ile çalışıyorlar. USB’den de zaten 5V geliyor. Fanın haricinde 5V gerilim ile çalışan başka elektronik aletleri de aynı şekilde test edebilirsiniz.