Kategori Arşivi Kitap

Esir – Adem Özköse

2012 yılında belgesel çekmek amacıyla muhalifler tarafından kaçak olarak Suriye’ye giren gazeteci Adem Özköse ve kameramanı Hamit Coşkun rejim milisleri tarafından kaçırılır. Kendilerinin Türk gazeteci olduğu öğrenilince durum değişir ve rejim askerlerine teslim edilirler. Yaklaşık 70 gün esaret hayatı yaşarlar. Bu arada resim zindanlarını da tecrübe etmişlerdir. Suriye’deki karışıklığın sebebi ve gelinen nokta hakkında kafadaki sorulara cevap da oluyor aslında bu kitap. Bu sebeple okunmasını tavsiye ediyorum. Eminim bir çırpıda okuyacaksınız. Ayrıca Adem Özköse’nin bu okuduğum kitabından sonra şu genellemeyi yapabilirim; satır aralarında muazzam ilgi çekici bilgiler (alimler hakkında, tarihi olaylar hakkında, vs.) var. Bunların altı çizilip daha sonra araştırılırsa literatürünüze bolca katkı yapacaktır.

(30.04.2019 tarihinden itibaren toplam 3 kez, bugün 1 kez ziyaret edildi. )

Kaçak Yolcu – Adem Özköse

Adem Özköse bu kitabında 2004 yılında İstanbul’dan Afganistan’a yaptığı kaçak yolculuğu anlatıyor. İstanbul – İran – Pakistan – Veziristan – Afganistan güzergahını izleyerek hedefine varmış. Baya bir maceralı bu yolculukta hedefine ulaşıyor ve bazı Taliban mensuplarıyla röportaj yapıyor. Yaklaşık 180 sayfalık bu kitap bir çırpıda okunuyor. Bu arada ben ilk defa Veziristan diye bir bölge duydum bu kitap vesilesiyle. Pakistan sınırları içerisinde, Afgan sınırında bulunuyor. Kendi özel yönetimi bulunuyor. Velhasıl ilginç bir bölge.

(30.04.2019 tarihinden itibaren toplam 8 kez, bugün 1 kez ziyaret edildi. )

Tarihe Tanıklığım – Aliya İzzetbegovic

Aliya’nın hayatını merak ettiğimden dolayı uzun zamandır okumayı düşündüğüm bir kitaptı. Kitap, Aliya’nın hayatının bütün dönemlerini anlatan 600 sayfalık bir otobiyografidir. Bunun yanında yaptığı görüşmeler, konuşmalar, anlaşmalar hakkında da bilgi vermiş. Bazı konuşma, mektup ve makalelerin tam metinleri de mevcuttur. Kitabı okuyunca bu kitabın yazılmasına oldukça ihtiyaç olduğu kanaati oluştu bende. Çünkü bir milletin ayakta kalma mücadelesinin merkezinde iseniz, bu mücadele sırasında ve sonrasında bir çok farklı cephenin saldırısına maruz kalacaksınız demektir. Hayattayken de ebediyete irtihal ettikten sonra bu durum devam edecektir. Bu sebeple Aliya bu durumu farketmiş olmalı, bu kitabı yazmakla da oldukça iyi bir iş yapmış.

Avrupa’nın ortasında 1990’ların başında bir soykırım yaşanıyor ve Avrupa buna ses çıkarmıyor. Çok garip değil mi? Hayır bence hiç de garip değil. Savaş yıllarında ve hatta şimdi bile dünyanın en büyük gücü olarak görünen Avrupa ve Amerika (ekonomik, demokratik vs.) büyük bir sessizlikle izliyor olanı biteni (kısık çıkan bazı sesleri istisna olarak yoksayıyorum) belki de sadece müslüman olduklarından dolayı ses çıkarmıyor olana bitene. Tabi ortada petrol veya başka bir yeraltı zenginliği de olmayınca neden uğraşsınlar ki. Bir an önce Sırp ve Hırvatların Bosna’yı paylaşmasını ve bu savaşın bitmesini dilediler belki de. Ama orada bir avuç Boşnak inancın ve imanın her silahtan kuvvetli olduğunu gösterdiler. Savaşın (soykırım demek daha doğru galiba ama) aktörlerine bakıldığında Sırp ve Hırvat yönetici ve generallerinin bir çoğunun savaş mahkemesinde yargılanıp Bosna Kasabı ilan edilmesi geç de olsa bu savaşın suçlularını resmi olarak ilan ediyor, Aliya’dan hala Bilge Kral olarak söz edilmesi de takındığı tavrın ne kadar doğru olduğunu…

Kitabı okuyunca Aliya’ya neden Bilge Kral dediklerini çok iyi anladım. Diyebilirsiniz ki bu kitap bir otobiyografi, dolayısıyla yanlı da yazılmış olabilir. Kitabı okursanız eğer, benim görüşüme siz de katılacaksınız. Savaş öncesinde, sırasında ve sonrasında yaptığı açıklamalar kitapta mevcut. Aldığı kararların ne kadar isabetli olduğu gayet açık. Zaten almak zorunda kaldığı kararlar hem ehveni şer kabilinde. Barışı her zaman isteyen, barış olmayacağını anladığında ise savaştan kaçmayan bir liderin hikayesi olmuş aslında. Kitabı okurken genelde müslüman ülkelerin özelde ve özellikle de Türkiye’nin doksanlarda daha güçlü olmayıp, Bosna’da daha etkin rol alamadığından dolayı oldukça üzüldüm. Türkiye diplomatik, askeri ve maddi gücü nispetinde elinden geleni elbette yapmıştır ama daha kuvvetli olup keşke bu işi kısa sürede biz çözebilseydik. Bu kadar masum sivil ölmezdi. Bu tabi bizim suçumuz değil, Avrupa’nın göbeğinde bir Avrupa milletine soykırım düzenleniyor. Yine de biz Türkiye’yiz ve ben şahsen sorumlu hissettim kendimi.

Kitap aslında bir ders niteliğinde de. Zor zamanlarda tek yumruk olan milletlerin, refah döneminde nasıl olması gerektiğine; bu refah dönemlerinde iktidar ve muhalefetin nasıl hareket etmesi gerektiğine, muhalefet etmenin sınırlarına, diğer ülkelerin kendi çıkarları uğruna ülkenizi nasıl karıştırabileceklerine, medyanın (özellikle de Avrupa ve Amerika’da yankı uyandırma kapasitesine sahip büyük medya kuruluşlarının) manipülasyonlarla ülkeniz hakkında nasıl algı oluşturabileceklerine, bu manipülasyonların yalan haberlerle de kolayca yapılabileceğine, bunların yalan olduğu ortaya çıksa bile iş işten geçtiği için hiçbir değişikliğe sebep olmayacağına da ışık tutuyor.

Allah rahmet eylesin Bilge Kral.

(30.04.2019 tarihinden itibaren toplam 27 kez, bugün 1 kez ziyaret edildi. )

Esselam – Mukaddes Hayattan Levhalar – Necip Fazıl Kısakürek

Necip Fazıl Kısakürek peygamber efendimiz (S.A.S.) için 63 levhadan oluşan manzum bir eser hazırlamış. Bu 63 levhada hem O’nun (SAS) hayatından kesitler hem de hadisler yer alıyor. Ayrıca kitabın hem başındaki takdim kısmı hem de sonundaki vasiyet kısmı kesinlikle okunmalıdır. Eser bir çırpıda okunacak bir eserdir.

(30.04.2019 tarihinden itibaren toplam 11 kez, bugün 1 kez ziyaret edildi. )

Kendi Gök Kubbemiz – Yahya Kemal Beyatlı

Uzun süredir bir kitabını okumayı düşünüyordum Yahya Kemal’in kısmet bu zamanaymış. Anladığım kadarıyla kitaplarının bir çoğu o öldükten sonra kendi ismine kurulan enstitü tarafından kitaplaştırılmış. Bu kitap da onlardan bir tanesi. Çokça kullandığı kendi gök kubbemiz kitabının ismi. Kitap üç bölümden oluşuyor. Kendi Gök Kubbemiz, Yol Düşüncesi ve Vuslat. İlk bölümdeki şiirler sanki bir tarih kitabı, Mohaç’tan giriyor Çanakkale’den çıkıyor yazar. Geçmişinden de bir hayli gurur duyuyor, milliyetçi. Zaten kökü mazide olan atiyim sözü de anlatıyor bunu. İkinci bölüm ölüme kaymış biraz, son bölüm ise sevda ve aşk şiirlerinden oluşuyor. Yahya Kemal Beyatlı türk şiirinin olmazsa olmazlarından biri. Demem o ki okumak, bilmek gerekiyor onu. Kitapta özellikle beğendiğim ve not aldığım şiirlerse şunlardır;

  • Süleymaniye’de Bayram Sabahı
  • Itri
  • Bir Başka Tepeden
  • Akıncı
  • Akşam Musikisi
  • Eylül Sonu
  • Sonbahar
  • Düşünce
  • Sessiz Gemi
  • Rindlerin Akşamı
  • Uçuş
  • Gezinti
  • Düşünüş
  • Maverada Söyleniş.
(30.04.2019 tarihinden itibaren toplam 6 kez, bugün 1 kez ziyaret edildi. )

Can Veren Pervaneler 2

Evet tüm seriyi okumakta kararlıyım. İlk kitaba göre daha hafif bir kitap olmuş. Sayfa sayısı 120 civarında ama sayfalardaki resimleri de hesaba katarsak yarıya indirerek söyleyebiliriz. Bir çırpıda okunuyor. İçerisinde çok güzel anekdotlar bulunuyor. Tabiiki tavsiye ediyorum. 🙂

(30.04.2019 tarihinden itibaren toplam 4 kez, bugün 1 kez ziyaret edildi. )

Osmanlıca Türkçesi Kolay Okuma Metinleri 1 – Metin Uçar

Osmanlıca hakkında internetten araştırma yaparken aslında çok da zor olmadığını farkettim. Özellikle kuran okumayı bilenler hızlıca adapte olup, okumaya başlayabilirler. Kuran’dan farklı olarak harekeler yok ve bunların yerine elifba’daki vav, ye ve elif gibi harfler sesli harfler için de kullanılabiliyor. Bu kitapta da başlangıçta bunlarla ilgili bilgiler verilmiş. Sonrasında da metinlere geçiliyor. Metinler kısa ve kolaylardan başlayıp yavaş yavaş uzunluk ve zorluk dereceleri artıyor. Günümüz Türkçesiyle yazılan metinler kolayca okunabiliyor fakat cumhuriyet yıllarında veya daha önce yazılan metinler hali hazırda birçok kelime kullanılmadığından dolayı daha zor okunabiliyor. Kitabın baş tarafı Osmanlıca yazılmış, arka tarafından ise aynı metinlerin Türkçeleri var. Osmanlıca’ya ilgi duyanların almak isteyeceği bir kitap. Başta da söylediğim gibi Osmanlıca okumak Kuran bilenler için okumalara biraz zaman ayırarak gayet kolay adapte olunabilecek bir iş. Fakat bu Kuran bilmeyenlerin yapamayacağı anlamına da gelmiyor. Biraz daha çabayla her ikisi de bir aya varmadan öğrenilebilir. İnternette de hem yazılı hem görsel birçok kaynak bulma imkanı mevcuttur.

(30.04.2019 tarihinden itibaren toplam 8 kez, bugün 1 kez ziyaret edildi. )

Yedi Güzel Adam – Cahit Zarifoğlu (Kitap)

Her ne kadar televizyon dizisini izlemesem de Yedi Güzel Adam şiirinden bu dizi sayesinde haberim oldu. Önce şiiri sonra kitabı okudum. Şiiri okuduktan sonra şiir ve şair için aklımdan geçenlerin bir çok eleştirmenle paralel olduğunu gördüm. Yedi Güzel Adam şiiri ile igili daha önce yazdığım yazıya bağlantıdan ulaşabilirsiniz.

Cahit Zarifoğlu’nun kendine has çok özel bir üslubu var. Eserleri sanki şifreli gibi fakat bu şifre herkesin şahsına münhasır bir şifre. Herkes şifreyi çözer ama herkesin şifresi kendine, herkesin nasibi kendine. Yedi Güzel Adam kitabını okuyunca bu kitabı Anadolu’nun yokluk zamanında bir genç yazmış hissine kapılıyorsunuz. Hayatın yükü omuzlarına binmiş bir insan. Bir yandan arayışta ama ne aradığını biliyor belki nerede bulacağını da. Dedik ya hayatın yükü omuzlarında diye her ne kadar yorgunluk varsa da şikayeti yok. Sanki aradığını da bulmuş. Herkes sanıyorum nasibi kadar alabilir onun eserlerinden, ama herkes eminim kendinden bir şeyler bulacak, hissedecektir. Edebiyatımız için çok önemli bir yer tutmaktadır Cahit Zarifoğlu ve eserlerinden en az biri -naçizane fikrimdir- mutlaka okunmalıdır.

(30.04.2019 tarihinden itibaren toplam 5 kez, bugün 1 kez ziyaret edildi. )