Kategori Arşivi Kitap

İslâmın Dirilişi – Sezai Karakoç

Kitap, Nisan 1966 – Mart 1967 tarih aralığında Diriliş Dergisi’nde Sezai Karakoç’un Diriliş imzasıyla yayınladığı başyazılardan oluşmaktadır. Ben üzerinde belirli bir süre geçmiş yazıları okumayı seviyorum. Çünkü bu yazıların günümüzü ne kadar öngörebildiği benim adıma merak konusudur. Üzerinden 50 sene geçmiş yazılardan oluşan bu kitabı okudukça Sezai Karakoç’a olan hayranlığım arttı. Kitapta islam ve islamın yeniden dirilişi adına tefekkür edilmiş, nelerin yapılması gerektiği anlatılmış. Aklıma ilk gelen tespit mesela Rusya ile ilgili. Sezai Karakoç Batı, Amerika derken, o yıllarda sovyet rejimi ile yönetilen ülke Rusya için batı olarak söz ediyor bir nevi. Başka bir deyişle sovyet rejiminin yıkılacağını o yıllardan öngörebilmiş.

Sezai Karakoç bu kitapta dünyayı coğrafik olarak üçe ayırmış tabiri caizse. Bunlar; Doğu (Çin (Çin’in zihniyet olarak Avrupa’dan bir farkı yoktur. Aslında Avrupa grubuna yazılmalıdır) ve Türkiye de dahil olmak üzere diğer doğu ülkeleri), Avrupa (Batı – Avrupa ve Amerika) ve Afrika (Kuzey Afrika haricinde diğer Afrika ülkeleri). İslamın dirilişi Doğu’nun kendine gelmesi, Afrika’nın uyanması ve kendini bulması ile Doğu ile Afrika’nın Avrupa’daki zihniyeti yıkmasıyla olacaktır. Tabi bu yorumlar saf Sezai Karakoç yorumları değil onun yazdıklarıyla benim yaptığım çıkarımlardır ve ona göre değerlendirilmelidir.

Bu kitap bir kere okunup kenara atılacak bir kitap değil; kenara koyulacak, altı çizilecek, defalarda okunacak netice itibariyle de rehber olacak bir kitaptır. Kitabın içerisindeki yazılar iki ana grupta sınıflandırılmış. Bunlar İslamın Dirilişi ve İslamın çağrısıdır. Aşağıda bu sınıflar ve içerisindeki yazı başlıkları verilmiştir.

İslamın Dirilişi

  • İslamın Dirilişinde Avrupa’nın Durumu
  • İslamın Dirilişinde Asya ve Afrika’nın Durumu
  • İslamın Dirilişinde İslam Dünyası’nın Durumu
  • Düşüncede Diriliş
  • İnanışta Diriliş
  • Edebiyat ve Sanatta Diriliş
  • Aksiyonda Diriliş

İslamın Çağrısı

  • İnsana Çağrı
  • Müslümana Çağrı
  • Yahudiye Çağrı
  • Hıristiyana Çağrı
  • Doğululara ve Afrikalılara Çağrı
  • Din ve Tanrıtanımazlara Çağrı
(30.04.2019 tarihinden itibaren toplam 27 kez, bugün 1 kez ziyaret edildi. )

Can Veren Pervaneler 3

Hayati İnanç’ın Can Veren Pervaneler kitabının bu üçüncü kitabı, Peygamber Efendimiz (S.A.V.)’in güzel ahlâkını ve şairlerin ona sevgilerini anlatan şiir ve beyitlerle başlıyor. Kitabın önsözünü (önsözlerini de diyebiliriz) okuyunca kitabın tamamının bu şekilde devam edeceğini düşünmüştüm ama bahsettiğim şekilde başlayan kitap, sonrasında farklı konularda kısa ama yine şahane beyitlerle devam ediyor. Kitapta Fatih Sultan Mehmed (Avni), Mevlana, Fuzuli, Yahya Kemal ve Ziya Paşa (Terkib-i Bend) başta olmak üzere birçok farklı şairin beyitleri bulunmakla birlikte yazarı bilinmeyen (lâedri) beyitler de bulunmaktadır.

(30.04.2019 tarihinden itibaren toplam 6 kez, bugün 1 kez ziyaret edildi. )

Siyah Sancak – Ali Kuzu

Birkaç yıldır blogumda okuduğum kitapları da paylaşıyorum. Genelde her kitaptan bir şeyler öğrenilebileceği kanatinde olduğumdan hiçbir kitabı kötülemedim. Fakat bu kitapla ilgili görüşüm olumsuz. Bu olumsuz kanaatin oluşmasında ise tek bir sebep yok.

İçeriğe girmeden önce yazarı ve editörü ağır bir şekilde eleştirmek gerekiyor. Okuduğum her kitapta ufak tefek hatalara denk gelirim. Zaman zaman imla hatası, bazen de eksik harf hataları kitap okuyanların sıklıkla karşılaştığı durumlardır. Binlerce kelime içeren kitaplarda bu hataları normal olarak karşılarım. Olmasa daha iyi olur ancak araya kaynayabilir. Fakat bu kitaptaki hatalar aşırı derecede fazlalık gösteriyor. Birçok imla hatası var. Bazen anlamsız bir şekilde yeni paragrafa geçilmiş. Bazı cümleler noktalama işareti konulmadan bitirilmiş. Bazı harfler yanlış kullanılmış (‘ö’ yerine ‘o’, ‘ş’ yerine ‘s’ gibi). Birçok anlatım bozukluğu mevcut, cümlenin başı ayrı sonu ayrı. En büyük hata ise ikilemelerin arasına virgül konulması. Kitapta birçok ikileme var ve hepsinin arasına virgül konulmuş. Yani bu aslında hata değil, bu kitabı hazırlayanlar en basit gramer kurallarından birini bilmiyor demek. Yazar bunları yanlış yazdı diyelim, bu kitabı inceleyen bir editör yok mu? Yoksa o da mı yanlış biliyor. Hadi yine gözden kaçtı diyelim; ya bu kitabı hiç kimse okumadan mı basıp dağıttınız arkadaş? Tamamen alelacele yazılmış bir kitap görüntüsünde.

Gelelim ikinci sebebe; ben bu kitabı internetten açıklamasını okuyarak aldım. Açıklaması ayrıca kitabın arka sayfasında da mevcut. Aynı açıklama ayrıca kitabın ‘başlarken’ bölümü yani bir nevi önsözü. Başlarken bölümünde bu açıklama verildikten sonra altına not düşülmüş; ‘Selman Kayabaşı – Teşkilat 74/75‘. Başka bir alıntının kendi kitabında yer almasında bir problem yok ama, kitabın açıklamasına direkt olarak başka bir kitaptan bir bölüm koymak nedir yahu? Teşkilat’ı uzun süre önce okuduğumdan dolayı kitabın açıklamasına baktığımda anımsamamıştım. Belki de bu sebepten dolayı kitap ilgimi çekti ve aldım. Fakat ‘başlarken’ bölümünde, yazar sağolsun en azından alıntı yaptığını paylaşınca hatırladım. Ama hala anlamış değilim neden böyle bir şey yapılır? Kitabınızın açıklamasına alıntı koyarsınız ama bu alıntıyı belirtirsiniz. Ardından özgün birşeyler yazarsınız. Kitabın açıklaması, tamamen başka bir kitaptan alınan bölüm olmazki.

Kitabın malesef en etkileyici bölümü kapağı diyeyim siz de anlayın ne kadar memnun kaldığımı. Kapak gayet güzel hazırlanmış, ambalaj güzel ama ürün malesef boş. Kategori olarak Araştırma-İnceleme olarak geçiyor ama kaynakça oldukça zayıf. Kaynakların belki yarısından fazlası internet sayfaları, haberler vs. Kitabın yüzüne ve başlığını aldanıp almayın kesinlikle.

Kitabın başlangıcınca Ukab ve Armagedon’a atıfta bulunulmuş. İçerikleri de oraya bağlamaya çalışmış yazar, ama olmamış. Kitabın içerisinde bir yerde yine Selman Kayabaşı’na atıfta bulunuluyor ve hazırlamakta olduğu kitap deniyor. Ayrıca kitaptaki Turgut Özal, Muhsin Yazıcıoğlu, Uğur Mumcu vb. bölümler daha önce Selman Kayabaşı’nın kitaplarında bahsettiği konu ve içerikler. Bir ara Selman Kayabaşı müstear bir isimle mi yazıyor acaba diye bile aklımdan geçti. Tamam her kitap tamamen özgün olmaz ama ayırt edilecek, fark oluşturucak kısımlar olmalı bir kitapta. Harf hataları Turgut Özal bölümünde oldukça fazla. Bununla birlikte Muhsin Yazıcıoğlu bölümünün ilk cümlesinden anladığım, bu bölüm bir yerden alınmış, daha önce hazırlanmış bir yazının parçası. Durum böyle olunca farklı yerlerden alınan parçalar, veya farklı zamanlarda yazılan yazılar (farklı kişiler de yazmış olabilir) birleştirilmiş gibi duruyor. Yazar ve yayınevi tamamen popülist bir yaklaşımla az bir bilgiyi, güzel bir ambalajla satmaya kalkışmış. Kitabı aldığıma göre amaçlarına ulaşmışlar diyebiliriz. Hem yazar hem de yayınevi kara listeme girdi diyebilirim. Bundan sonra bu yazar ve yayınevine dikkat edeceğim.

Yayınevi demişken kitap Kariyer Developer’dan (Kariyer Yayıncılık) çıkmış. Neden bir yayınevi ‘Developer’ ismini kullanır bunu da anlamış değilim. Ayrıca yukarıda bahsettiğim, kitapta bulunan bolca yazım yanlışı, imla hatası, anlatım bozukluğu, en önemlisi de ikilemelerin aralarındak virgüllerden dolayı oldukça kızgınım yayınevine. Bu kadar özensiz bir kitap basılır mı yahu? Kitap basmanın, yayınevinin de bir onuru var. Hiç mi saygınız yok okuyucuya.

Netice itibariyle birçok olumsuztan dolayı bana en uzun kitap yorumlarımdan birini yaptırdılar.

Ayrıca kitabın pdf versiyonuna internetten kolayca ulaşılabiliyor.

(30.04.2019 tarihinden itibaren toplam 6 kez, bugün 1 kez ziyaret edildi. )

Esir – Adem Özköse

2012 yılında belgesel çekmek amacıyla muhalifler tarafından kaçak olarak Suriye’ye giren gazeteci Adem Özköse ve kameramanı Hamit Coşkun rejim milisleri tarafından kaçırılır. Kendilerinin Türk gazeteci olduğu öğrenilince durum değişir ve rejim askerlerine teslim edilirler. Yaklaşık 70 gün esaret hayatı yaşarlar. Bu arada resim zindanlarını da tecrübe etmişlerdir. Suriye’deki karışıklığın sebebi ve gelinen nokta hakkında kafadaki sorulara cevap da oluyor aslında bu kitap. Bu sebeple okunmasını tavsiye ediyorum. Eminim bir çırpıda okuyacaksınız. Ayrıca Adem Özköse’nin bu okuduğum kitabından sonra şu genellemeyi yapabilirim; satır aralarında muazzam ilgi çekici bilgiler (alimler hakkında, tarihi olaylar hakkında, vs.) var. Bunların altı çizilip daha sonra araştırılırsa literatürünüze bolca katkı yapacaktır.

(30.04.2019 tarihinden itibaren toplam 6 kez, bugün 1 kez ziyaret edildi. )

Kaçak Yolcu – Adem Özköse

Adem Özköse bu kitabında 2004 yılında İstanbul’dan Afganistan’a yaptığı kaçak yolculuğu anlatıyor. İstanbul – İran – Pakistan – Veziristan – Afganistan güzergahını izleyerek hedefine varmış. Baya bir maceralı bu yolculukta hedefine ulaşıyor ve bazı Taliban mensuplarıyla röportaj yapıyor. Yaklaşık 180 sayfalık bu kitap bir çırpıda okunuyor. Bu arada ben ilk defa Veziristan diye bir bölge duydum bu kitap vesilesiyle. Pakistan sınırları içerisinde, Afgan sınırında bulunuyor. Kendi özel yönetimi bulunuyor. Velhasıl ilginç bir bölge.

(30.04.2019 tarihinden itibaren toplam 10 kez, bugün 1 kez ziyaret edildi. )

Tarihe Tanıklığım – Aliya İzzetbegovic

Aliya’nın hayatını merak ettiğimden dolayı uzun zamandır okumayı düşündüğüm bir kitaptı. Kitap, Aliya’nın hayatının bütün dönemlerini anlatan 600 sayfalık bir otobiyografidir. Bunun yanında yaptığı görüşmeler, konuşmalar, anlaşmalar hakkında da bilgi vermiş. Bazı konuşma, mektup ve makalelerin tam metinleri de mevcuttur. Kitabı okuyunca bu kitabın yazılmasına oldukça ihtiyaç olduğu kanaati oluştu bende. Çünkü bir milletin ayakta kalma mücadelesinin merkezinde iseniz, bu mücadele sırasında ve sonrasında bir çok farklı cephenin saldırısına maruz kalacaksınız demektir. Hayattayken de ebediyete irtihal ettikten sonra bu durum devam edecektir. Bu sebeple Aliya bu durumu farketmiş olmalı, bu kitabı yazmakla da oldukça iyi bir iş yapmış.

Avrupa’nın ortasında 1990’ların başında bir soykırım yaşanıyor ve Avrupa buna ses çıkarmıyor. Çok garip değil mi? Hayır bence hiç de garip değil. Savaş yıllarında ve hatta şimdi bile dünyanın en büyük gücü olarak görünen Avrupa ve Amerika (ekonomik, demokratik vs.) büyük bir sessizlikle izliyor olanı biteni (kısık çıkan bazı sesleri istisna olarak yoksayıyorum) belki de sadece müslüman olduklarından dolayı ses çıkarmıyor olana bitene. Tabi ortada petrol veya başka bir yeraltı zenginliği de olmayınca neden uğraşsınlar ki. Bir an önce Sırp ve Hırvatların Bosna’yı paylaşmasını ve bu savaşın bitmesini dilediler belki de. Ama orada bir avuç Boşnak inancın ve imanın her silahtan kuvvetli olduğunu gösterdiler. Savaşın (soykırım demek daha doğru galiba ama) aktörlerine bakıldığında Sırp ve Hırvat yönetici ve generallerinin bir çoğunun savaş mahkemesinde yargılanıp Bosna Kasabı ilan edilmesi geç de olsa bu savaşın suçlularını resmi olarak ilan ediyor, Aliya’dan hala Bilge Kral olarak söz edilmesi de takındığı tavrın ne kadar doğru olduğunu…

Kitabı okuyunca Aliya’ya neden Bilge Kral dediklerini çok iyi anladım. Diyebilirsiniz ki bu kitap bir otobiyografi, dolayısıyla yanlı da yazılmış olabilir. Kitabı okursanız eğer, benim görüşüme siz de katılacaksınız. Savaş öncesinde, sırasında ve sonrasında yaptığı açıklamalar kitapta mevcut. Aldığı kararların ne kadar isabetli olduğu gayet açık. Zaten almak zorunda kaldığı kararlar hem ehveni şer kabilinde. Barışı her zaman isteyen, barış olmayacağını anladığında ise savaştan kaçmayan bir liderin hikayesi olmuş aslında. Kitabı okurken genelde müslüman ülkelerin özelde ve özellikle de Türkiye’nin doksanlarda daha güçlü olmayıp, Bosna’da daha etkin rol alamadığından dolayı oldukça üzüldüm. Türkiye diplomatik, askeri ve maddi gücü nispetinde elinden geleni elbette yapmıştır ama daha kuvvetli olup keşke bu işi kısa sürede biz çözebilseydik. Bu kadar masum sivil ölmezdi. Bu tabi bizim suçumuz değil, Avrupa’nın göbeğinde bir Avrupa milletine soykırım düzenleniyor. Yine de biz Türkiye’yiz ve ben şahsen sorumlu hissettim kendimi.

Kitap aslında bir ders niteliğinde de. Zor zamanlarda tek yumruk olan milletlerin, refah döneminde nasıl olması gerektiğine; bu refah dönemlerinde iktidar ve muhalefetin nasıl hareket etmesi gerektiğine, muhalefet etmenin sınırlarına, diğer ülkelerin kendi çıkarları uğruna ülkenizi nasıl karıştırabileceklerine, medyanın (özellikle de Avrupa ve Amerika’da yankı uyandırma kapasitesine sahip büyük medya kuruluşlarının) manipülasyonlarla ülkeniz hakkında nasıl algı oluşturabileceklerine, bu manipülasyonların yalan haberlerle de kolayca yapılabileceğine, bunların yalan olduğu ortaya çıksa bile iş işten geçtiği için hiçbir değişikliğe sebep olmayacağına da ışık tutuyor.

Allah rahmet eylesin Bilge Kral.

(30.04.2019 tarihinden itibaren toplam 31 kez, bugün 1 kez ziyaret edildi. )

Esselam – Mukaddes Hayattan Levhalar – Necip Fazıl Kısakürek

Necip Fazıl Kısakürek peygamber efendimiz (S.A.S.) için 63 levhadan oluşan manzum bir eser hazırlamış. Bu 63 levhada hem O’nun (SAS) hayatından kesitler hem de hadisler yer alıyor. Ayrıca kitabın hem başındaki takdim kısmı hem de sonundaki vasiyet kısmı kesinlikle okunmalıdır. Eser bir çırpıda okunacak bir eserdir.

(30.04.2019 tarihinden itibaren toplam 15 kez, bugün 1 kez ziyaret edildi. )

Kendi Gök Kubbemiz – Yahya Kemal Beyatlı

Uzun süredir bir kitabını okumayı düşünüyordum Yahya Kemal’in kısmet bu zamanaymış. Anladığım kadarıyla kitaplarının bir çoğu o öldükten sonra kendi ismine kurulan enstitü tarafından kitaplaştırılmış. Bu kitap da onlardan bir tanesi. Çokça kullandığı kendi gök kubbemiz kitabının ismi. Kitap üç bölümden oluşuyor. Kendi Gök Kubbemiz, Yol Düşüncesi ve Vuslat. İlk bölümdeki şiirler sanki bir tarih kitabı, Mohaç’tan giriyor Çanakkale’den çıkıyor yazar. Geçmişinden de bir hayli gurur duyuyor, milliyetçi. Zaten kökü mazide olan atiyim sözü de anlatıyor bunu. İkinci bölüm ölüme kaymış biraz, son bölüm ise sevda ve aşk şiirlerinden oluşuyor. Yahya Kemal Beyatlı türk şiirinin olmazsa olmazlarından biri. Demem o ki okumak, bilmek gerekiyor onu. Kitapta özellikle beğendiğim ve not aldığım şiirlerse şunlardır;

  • Süleymaniye’de Bayram Sabahı
  • Itri
  • Bir Başka Tepeden
  • Akıncı
  • Akşam Musikisi
  • Eylül Sonu
  • Sonbahar
  • Düşünce
  • Sessiz Gemi
  • Rindlerin Akşamı
  • Uçuş
  • Gezinti
  • Düşünüş
  • Maverada Söyleniş.
(30.04.2019 tarihinden itibaren toplam 14 kez, bugün 1 kez ziyaret edildi. )