Beşer idim şaşkın oldum
Yandım, belki insan oldum
Zahir nedir ki, batın nedir ki?
Dile gelmez bir sır oldumHakkın emaneti bendedir, bende
Cümle alem ol sözünde
Gurbet nedir ki, vuslat nedir ki?
Sana çıkan bir yol oldumBir gönül kırdım, ah bilmeden
Kurşunlar yağdı göklerden
Tabip kimdir ki, kalp neçedir ki?
Gelmezsen ben bir taş oldumAteş oldum, dumanım yok
Umman oldum, sahilim yok
Kalem nedir ki, kelam ne der ki?
Yarım kalan bir söz oldumGeldim dergâhına yüz çevirme bana
Kapılar kapandı deme
Vücut nedir ki, adem nedir ki?
Varlığında bir hiç oldumİbrahim Kalın
Kategori arşivi: Şiir
Nisan’a Kaç Var
Yazmadım seni daha,
Sevmeye ayırdım tüm zamanları,
Yazmaya bu yüzden vaktim olmadı.
Ben düşünmeye başlayınca seni
-Ki bu bir önceki düşünmenin sonundan çok öncedir-
İnan ki dağlar, taşlar, inan ki bulutlar, yağmur ve kar
Toprakla su ve gökyüzü, güneş ay ve yıldızlar
Onlar da benimle birlikte
Ve onlar da benim kadar seni düşünürler…
Benim kadar diyemem ama
Yemin ederim onlar da seni özler.
Hep dalgınım bu günlerde
Saati cezveye koyup yumurta tutuyorum,
Bir gün takvime bakmasam yılı unutuyorum.
Aklım başıma gelmiyor, başıma çarpmadan dallar
Yolda yürürken dalıp dalıp gidiyorum.
Nisan’a kaç var diyorum saati sorarken.
Hiç böyle olmamıştım.
Bilenlere sordum; ‘AŞK bu’ dediler!
Metin Vural
Uçun Kuşlar
Uçun kuşlar uçun, doğduğum yere
Şimdi dağlarında mor sümbül vardır
Ormanlar koynunda bir serin dere
Dikenler içinde sarı gül vardır
O çay ağır akar, yorgun mu bilmem
Mehtabı hasta mı, solgun mu bilmem
Yaslı gelin gibi mahzun mu bilmem
Yüce dağ başında siyah tül vardır
Orda geçti benim güzel günlerim
O demleri anıp bugün inlerim
Destan-ı ömrümü okur dinlerim
İçimde oralı bir bülbül vardır
Uçun kuşlar uçun, burda vefa yok
Öyle akarsular, öyle hava yok
Feryadıma karşı aks-i sada yok
Bu yangın yerinde soğuk kül vardır
Hey Rıza kederin başından aşkın
Bitip tükenmiyor elem-i aşkın
Sende derya gibi daima taşkın
Daima çalkanır bir gönül vardır
Rıza Tevfik Bölükbaşı
Olamadım
Gözlerim yollarda bekler dururum
Bir selam bir haber hiç yollamadın
Sen bende hayatın tadı tuzuyken
Ben sende bir damla yaş olamadım
Aşkın aleviyle yanar yürekler
Sevgi pastasından bir nasip bekler
Boşuna mı gitti bunca emekler?
Kurunun yanında yaş olamadım
Hasretin yükünü hep bendim çeken
Sensiz geçen her gün bağrımda diken
Sen gözümün nuru, bebeği iken
Ben gözüne kirpik, kaş olamadım
Titrerim aklıma sen geldiğinde
Uçarım bana bir seslendiğinde
Elleri başına taç eyledin de
Ben basıp geçtiğin taş olamadım
Olamadım…
İbrahim ERKAL
Ayın Güle Serenadı
l
ey imtiyazlı güzel, uyan derin uykudan
hatırla bülbüllerin divane olduğunu
dün sabah seni görüp çarpılmış gökte güneş
önce anlayamamış ona ne olduğunu
gönderince kalbime ışığını bu gece
bildim bütün aşkların bahane olduğunu
şimdi ben de garip bir haldeyim, biçareyim
şaşırdım ayın kime pervane olduğunu
ll
rüzgarı senin için öpüyor dudaklarım
bal rengine boyuyor yolları senin için
dehlizlerin dumanlı, küflü karanlığından
aydınlığa çekiyor kulları senin için
misk-ü amber kokuyor çölün kalbinde zaman
sim-ü zerle süslüyor kumları senin için
senin için ırmağa karışıyor denizler
can meyvesi kırıyor dalları senin için
lll
bülbül yine mey’ustu; vatan virandı gülüm
uğrunda hayallerim bile yıprandı gülüm
Mecnun dahi Leyla’yı anmaz oldu yürekten
güzeller güzeliydi; hani sultandı gülüm
yaşamak, sonsuzluğu tattı avuçlarından
ölüm tomurcuklandı; kabir uyandı gülüm
bir kaf dağı kalmıştı varlığından bihaber
seni görünce, o da tutuşup yandı gülüm
NURULLAH GENÇ
Ya KUR’ÂN, YA HÜSRÂN, ÜÇÜNCÜSÜ YOK
Yakuttan, zümrütten medet boşuna,
Hepsi bir gün döner, çakıl taşına.
Geç kalma.. Bakıp da o genç yaşına,
Sanma ki; önünde seçenekler çok;
Ya ÎMÂN, ya İSYÂN, üçüncüsü yok.
Dünyanın serveti, şehveti sahte;
Bir kefen kadardır, vefâsı ahde.
Boğma vicdânını, meyde, kadehte,
Sanma ki; önünde, seçenekler çok;
Ya AHLÂK, ya HELÂK, üçüncüsü yok.
Sen, şerefli doğdun, şerefli yaşa,
O bencil nefsini, vur taştan taşa;
Yoksa çıkamazsın, şeytanla başa.
Sanma ki; önünde, seçenekler çok;
Ya CENNET, ya CİNNET, üçüncüsü yok.
İnsanlık yanıyor, ateş bacada,
Fitneler kaynıyor, binbir locada,
Umut kuyrukları, ‘cinci’ hocada;
Sanma ki; önünde, seçenekler çok;
Ya İZZET, ya ZİLLET, üçüncüsü yok.
Bir kere baktın mı, kalkıp seherde?
Kapılar açılır, gök perde perde.
Sordun mu Kurân’a, kurtuluş nerde?
Sanma ki; önünde, seçenekler çok;
Ya ŞÜKÜR, ya KÜFÜR, üçüncüsü yok.
Dağlara özenip, tepeden bakma,
Mezar taşlarına, rütbeni çakma,
Şu cennet köşkünü, kibirle yakma;
Sanma ki; önünde, seçenekler çok;
Ya İHLÂS, ya İFLÂS, üçüncüsü yok.
Bırak.. O “çağdaşlar”, ne derse desin,
Hayat bir sınavdır, bu hüküm kesin,
Secde et ki; varsın, Allah’a sesin;
Sanma ki; önünde, seçenekler çok;
Ya KUR’ÂN, ya HÜSRÂN, üçüncüsü yok.
Cengiz Numanoğlu
Erenlerin Sohbeti
Erenlerin sohbeti,
Ele giresi değil.
Sohbete eren kişi,
Mahrum kalası değil.
Bulmak istersen eri,
Boşa gezme her yeri!
Sarraf tanır cevheri,
Herkes bilesi değil.
Akan bir pınar olsa,
Testi tersine konsa,
Kırk yıl orada kalsa,
Kendi dolası değil.
Sohbetle parlar iman,
Talip kazanır irfan,
İnsanı ârif yapan,
Fesi, hırkası değil.
Yunus istersen himmet,
Edebe et riayet,
Ruha gıdadır sohbet,
Kâğıt helvası değil!
YUNUS EMRE
Mutlak Seveceksin
Sevda gibi bir gizli emel ruhuna sinmiş;
Bir haz ki hayalden bile üstün ve derinmiş.
Gökten gelerek gönlüne rüzgar gibi inmiş,
Bir sır ki bu, ölsen bile açamazsın…Anlatması imkansız olan öyle bir an ki,
Hülyadaki ses varlığının gayesi sanki…
Bak emrediyor: Daldığın alemden uyan ki,
Mutlak seveceksin beni, bundan kaçamazsın…Kalbin benim olsun diyorum, çünkü mukadder…
Cismin sana yetmez mi? Çabuk kalbini sök, ver!
Yoktur öte alemde de kurtulmaya bir yer!
Mutlak seveceksin beni, bundan kaçamazsın…Ram ol bana, ruhun yeni bir aleme girsin…
Yazmış kaderin: Aşkıma ömrünce esirsin!
Aklınla, şuurunla, hayalinle bilirsin.
Mutlak seveceksin beni, bundan kaçamazsın…HÜSEYİN NİHAL ATSIZ