Author Archives: Nuh Azgınoğlu - Page 2

Bebeğinizin kilosu yeterli mi?

Blogumda bebek kategorisindeki yazıları bebeğimizi büyütürken edindiğimiz tecrübelerden yararlanarak yazıyorum. Dolayısıyla bir doktor değil, sadece tecrübelerini paylaşan bir babayım.


Bebeğiniz ile endişe ettiğiniz (özellikle de anneler için) en önemli konulardan bir tanesi bebeğin kilosunun yeterli olup olmamasıdır. Bu konu aslında biraz endişe verici olabiliyor, bir doktorun dediğini başka bir doktorun dediği tutmayabiliyor. Biz bu durumu birebir yaşadık. Doktorun biri bebeğin kilosunun az olduğunu söylerken diğeri gayet iyi olduğunu söyledi. Aslında bizim yaşadığımız bu karmaşanın nedeni bebeğimizin prematüre olarak doğmasıydı. 1385 gram olarak dünyaya gelen bebeğimiz akranlarından kilo ve bedensel gelişim olarak düşüktü doğal olarak. Son gittiğimiz doktor bebeğin şu andaki kilosunun normal olduğunu, endişe etmemizi gerektirecek herhangi bir sebebin bulunmadığını bildirdi. Peki bebeğin kilosunu nasıl hesaplamıştı?

Oldukça basit bir yöntem kullanıyor doktorumuz. Doğduğu kilo ile güncel kilo arasındaki farkı alıyor. Dolayısıyla doğumdan sonra ne kadar kilo aldığını öğrenmiş oluyor. Daha sonra doğumdan sonra geçen gün sayısına bu miktarı bölüyor. Bebeğin gün başına ortalama 20 gram almış olması onu gelişiminin normal olduğunu gösteriyor. Aşağıda buna bir örnek verdim.

20.08.2018 tarihinde 1385 gr olarak dünyaya gelen bebek, 05.04.2019 tarihinde 5920 gr (65 cm boy, 40.3 kafa), 08.06.2019 tarihinde ise 6990 gr’dır (67 boy, 41,5 kafa).

  1. Ölçüm için; 5920 – 1385 = 4535
    • 05.04.2019 – 20.08.2018 = 228 gün
    • 4535 / 228 = 19,9 gr
  2. Ölçüm için
    • 6990 – 1385 = 5605
    • 08.06.2019 – 20.08.2019 = 292 gün
    • 5605 / 292 = 19.2 gr

Dolayısıyla her iki ölçümde de 20 gr’a yakın bir değer elde edilmiştir ve gelişim normal olarak görülmektedir. Bebeğin ilk aylarda ay başına 1 kilo alacağını daha sonra ise miktarın yavaş yavaş düşeceğini de dikkate almak gerekir. 9 ay civarında bebeklerin artık ay başına yaklaşık 250 gr alması normaldir. Bu yazı tamamen tecrübelerime dayanılarak fikir edinmek amacıyla yazılmıştır, kesin bir bilgi için mutlaka doktorunuzdan yardım isteyiniz.

Bebeklerde Yürüteç Kullanılmalı mı?

Blogumda bebek kategorisindeki yazıları bebeğimizi büyütürken edindiğimiz tecrübelerden yararlanarak yazıyorum. Dolayısıyla bir doktor değil, sadece tecrübelerini paylaşan bir babayım.


Bu yazıda yürüteç kullanımına değineceğim. Üç farklı bebek doktorundan edindiğimiz bilgi ve aldığımız tavsiyeler yürüteç kullanmamak yönündedir. Şu ana kadar tavsiye eden doktora rastlamadım. Bu sebeple biz de yürüteç almadık.

Bebeğimiz şu an 8 aylıkken desteğimizle ayaklarının üzerinde durmaya başladı. Başlangıçta endişelendik acaba ayakta durması ona veya bacaklarına bir zarar verir mi diye. Yine edindiğimiz bilgilere göre, eğer bebek ayakta durmak istiyorsa durdurulmasında herhangi bir sakınca bulunmuyor. Koltuk altından destek olarak bebek yürütülmelidir.

BEBEĞİM EMEKLEMİYOR BİR ŞEYLER TERS Mİ GİDİYOR?

Ayrıca bizim bebeğimiz 9,5 aylık civarında şu an ve henüz emeklemiyor. Bu durumunda bir sakınca oluşturmadığını öğrendik. Hatta bir çok bebek emeklemeden yürümeye başlıyormuş.

Sonuç olarak bebek ayakta durmak istiyorsa durdurun ve ona destek olarak yürütün. Yürüteç kullanmayın ve emeklemiyor diye de endişelenmeyin. 🙂

Kaçak Yolcu – Adem Özköse

Adem Özköse bu kitabında 2004 yılında İstanbul’dan Afganistan’a yaptığı kaçak yolculuğu anlatıyor. İstanbul – İran – Pakistan – Veziristan – Afganistan güzergahını izleyerek hedefine varmış. Baya bir maceralı bu yolculukta hedefine ulaşıyor ve bazı Taliban mensuplarıyla röportaj yapıyor. Yaklaşık 180 sayfalık bu kitap bir çırpıda okunuyor. Bu arada ben ilk defa Veziristan diye bir bölge duydum bu kitap vesilesiyle. Pakistan sınırları içerisinde, Afgan sınırında bulunuyor. Kendi özel yönetimi bulunuyor. Velhasıl ilginç bir bölge.

Tarihe Tanıklığım – Aliya İzzetbegovic

Aliya’nın hayatını merak ettiğimden dolayı uzun zamandır okumayı düşündüğüm bir kitaptı. Kitap, Aliya’nın hayatının bütün dönemlerini anlatan 600 sayfalık bir otobiyografidir. Bunun yanında yaptığı görüşmeler, konuşmalar, anlaşmalar hakkında da bilgi vermiş. Bazı konuşma, mektup ve makalelerin tam metinleri de mevcuttur. Kitabı okuyunca bu kitabın yazılmasına oldukça ihtiyaç olduğu kanaati oluştu bende. Çünkü bir milletin ayakta kalma mücadelesinin merkezinde iseniz, bu mücadele sırasında ve sonrasında bir çok farklı cephenin saldırısına maruz kalacaksınız demektir. Hayattayken de ebediyete irtihal ettikten sonra bu durum devam edecektir. Bu sebeple Aliya bu durumu farketmiş olmalı, bu kitabı yazmakla da oldukça iyi bir iş yapmış.

Avrupa’nın ortasında 1990’ların başında bir soykırım yaşanıyor ve Avrupa buna ses çıkarmıyor. Çok garip değil mi? Hayır bence hiç de garip değil. Savaş yıllarında ve hatta şimdi bile dünyanın en büyük gücü olarak görünen Avrupa ve Amerika (ekonomik, demokratik vs.) büyük bir sessizlikle izliyor olanı biteni (kısık çıkan bazı sesleri istisna olarak yoksayıyorum) belki de sadece müslüman olduklarından dolayı ses çıkarmıyor olana bitene. Tabi ortada petrol veya başka bir yeraltı zenginliği de olmayınca neden uğraşsınlar ki. Bir an önce Sırp ve Hırvatların Bosna’yı paylaşmasını ve bu savaşın bitmesini dilediler belki de. Ama orada bir avuç Boşnak inancın ve imanın her silahtan kuvvetli olduğunu gösterdiler. Savaşın (soykırım demek daha doğru galiba ama) aktörlerine bakıldığında Sırp ve Hırvat yönetici ve generallerinin bir çoğunun savaş mahkemesinde yargılanıp Bosna Kasabı ilan edilmesi geç de olsa bu savaşın suçlularını resmi olarak ilan ediyor, Aliya’dan hala Bilge Kral olarak söz edilmesi de takındığı tavrın ne kadar doğru olduğunu…

Kitabı okuyunca Aliya’ya neden Bilge Kral dediklerini çok iyi anladım. Diyebilirsiniz ki bu kitap bir otobiyografi, dolayısıyla yanlı da yazılmış olabilir. Kitabı okursanız eğer, benim görüşüme siz de katılacaksınız. Savaş öncesinde, sırasında ve sonrasında yaptığı açıklamalar kitapta mevcut. Aldığı kararların ne kadar isabetli olduğu gayet açık. Zaten almak zorunda kaldığı kararlar hem ehveni şer kabilinde. Barışı her zaman isteyen, barış olmayacağını anladığında ise savaştan kaçmayan bir liderin hikayesi olmuş aslında. Kitabı okurken genelde müslüman ülkelerin özelde ve özellikle de Türkiye’nin doksanlarda daha güçlü olmayıp, Bosna’da daha etkin rol alamadığından dolayı oldukça üzüldüm. Türkiye diplomatik, askeri ve maddi gücü nispetinde elinden geleni elbette yapmıştır ama daha kuvvetli olup keşke bu işi kısa sürede biz çözebilseydik. Bu kadar masum sivil ölmezdi. Bu tabi bizim suçumuz değil, Avrupa’nın göbeğinde bir Avrupa milletine soykırım düzenleniyor. Yine de biz Türkiye’yiz ve ben şahsen sorumlu hissettim kendimi.

Kitap aslında bir ders niteliğinde de. Zor zamanlarda tek yumruk olan milletlerin, refah döneminde nasıl olması gerektiğine; bu refah dönemlerinde iktidar ve muhalefetin nasıl hareket etmesi gerektiğine, muhalefet etmenin sınırlarına, diğer ülkelerin kendi çıkarları uğruna ülkenizi nasıl karıştırabileceklerine, medyanın (özellikle de Avrupa ve Amerika’da yankı uyandırma kapasitesine sahip büyük medya kuruluşlarının) manipülasyonlarla ülkeniz hakkında nasıl algı oluşturabileceklerine, bu manipülasyonların yalan haberlerle de kolayca yapılabileceğine, bunların yalan olduğu ortaya çıksa bile iş işten geçtiği için hiçbir değişikliğe sebep olmayacağına da ışık tutuyor.

Allah rahmet eylesin Bilge Kral.

WPScan ve Kullanımı Hakkında

WPScan, wordpress için hazırlanmış bir güvenlik açığı tarayıcı yazılımıdır. WordPress tabanlı web siteler bu programla taranıp versiyonlarına göre açıkları tespit edilebilir hatta brute force ile şifresi kırılmaya çalışılabilir. Bu yazı altında WPScan ile tecrübelerimi paylaşacağım. Ben yazılımı Ubuntu 18.04’e kurdum. Kurulumla ilgili netteki yazıları takip ettim ama sorun yaşadım. Son olarak aşağıdaki komut ile programı kurabildim (bu noktada hata çıkarsa eksik bir yazılım söz konusu olabilir, o tespit edilip kurulduktan sonra tekrar denenmelidir).

gem install wpscan

Aşağıdaki komut satırı blabla.com alan adına sahip wordpress tabanlı siteyi öncelikle analiz ediyor. Versiyonunu, temasını, güvenlik açıklarını raporluyor. Daha sonra admin kullanıcı adı için password.txt dosyasında bulunan şifreleri brute force ile deneyerek şifreyi bulmaya çalışmaktadır.

wpscan --url blabla.com --passwords '/home/bla/passwords.txt' --usernames admin

 

Cemil Baba

Son devir dervişlerindendir (Kayseri,1912 – Talas, 6 Kasım 1982). 1960’tan itibaren halk arasında ‘Boyacı Cemil’, ‘Hacı Cemil’, ‘Cemil Emmi’, ‘MaviBoncuklu Cemil’ olarak tanınan Cemil Baba‘nın asıl adı Cemal Kazan‘dır. Kayseri’nin Deliklitaş Mahallesi 156 numaralı hanede dünyaya geldi. Babası ‘Kazancı’ lakabıyla tanınan Hacı Mustafa Ağa, annesi Methiye Hanım’dır. Methiye Hanım, halk arasında ‘Melek Ana’ olarak tanınır. Babasını I. Dünya Savaşı’nda kaybetti. Üç çocuğuyla dul kalan annesi, Talas’ın Harman Mahallesi’nde ikamete başladı. Kızkardeşi İkbal genç yaşta bir hastalık sonucu hayatını kaybetti. Bir süre annesi ve diğer kardeşi Rifat ile birlikte yaşadı ve bu süre boyunca Talas Harman Meydanı’nın güneydoğusunda ayakkabı boyacılığı yaptı. Bu arada annesi ve erkek kardeşini de kaybetti.

Bundan sonra yalnız ve menkıbelerle örülü yarı meçhul bir hayat yaşamaya başladı. Soyadı kanunundan sonra, babasının lakabı olan ‘Kazancı’dan yola çıkarak Kazan soyadını aldı. Nüfus cüzdanındaki kayda göre, Askerlik Kanunu’nun 164 sayılı hükmüyle ‘muvazzaflık hizmetine tâbi tutulmayarak’ askere sevk edilmedi.

Gençlik yıllarında ayakkabı boyacılığı yapan Cemil Baba ilerleyen yaşlarında ‘Hacı Cemil’ olarak tanındı. Bu dönemde boyacılığı bırakan Cemil Baba, şehirde rastgele nazar ettiği kişilere verdiği mavi boncuklardan dolayı ‘Mavi Boncuklu Cemil Baba’ olarak anılmaya başlandı. Kayseri’nin sevilen halk adamlarından olan Cemil Baba, halk arasında ‘deli’, ‘veli’ ve ‘meczup’ gibi sıfatlarla anılmaktadır. Sadece Kayseri’de değil İstanbul başta olmak üzere Türkiye’nin birçok beldesinde çok sayıda seveni vardır.

Bazı halk şairleri, deyişlerinde onu ve kerametlerini konu almıştır:

Libası hem yorgan, hem de yatağı,
Dünyaya meyletmez, yoktur metaı,
Ne zevcesi var, ne de otağı,
Halleri başkadır Cemil Baba’nın.

Halk arasında anlatılanlara göre vefatı şöyle olmuştur: 5 Kasım 1982’de Talas belediye otobüsü ile cuma namazını eda etmek için şehre geldi. Otobüstekilere; ‘Anam beni çağırıyor yarın anama gideceğim’ dedi. Bu tarihten bir hafta kadar önce de şehirde gördüğü tanıdıklarından helallik istedi. 5 Kasım’ı 6 Kasım’a bağlayan geceyi ibadetle geçirdi. Sabahın erken saatlerinde Seyyid Burhaneddin Türbesini ziyaret etti ve uzun bir yolculuğa çıkacağı gerekçesiyle abdest aldı. 6 Kasım ’da saat 15:30’da yeğeni Ali Felek’in Talas’taki evinde hayatını kaybetti. 7 Kasım ’da ‘Anayasa Oylaması’ olmasına rağmen, cenazesi büyük bir kalabalığın katılımıyla Talas’ta toprağa verildi. Defnedildiği mezarlık kendi adıyla anılmaktadır. Vefatından kısa bir süre sonra sevenleri mezarının üzerine bir kubbe yaptırdı. Cemil Baba zaman zaman Talas Belediyesince düzenlenen seminer ve toplantılarla anılmaktadır. Cemil Baba ile ilgili ilk yayın da tarafımızdan yayımlanan Allah Dostlarından Mavi Boncuklu Cemil Baba isimli kitaptır (1984). Ayrıca Ethem Cebecioğlu’nun 20. Yüzyıl Evliya Menakıbı adlı eserinde yer alan şahsiyetlerden biri de Cemil Baba’dır.

CEMİL BABA’DAN SÖZLER VE MENKIBELER

İşte onun çevresindekilere söylediği sözlerden bazıları: “Beni benden alıp kendisine bağlayandan başkasına bağlanamam. Öyle âşık ol ki, âşıklar sana âşık olsun.”

Zamane insanlarını cehenneme götürecek iki önemli şey var: Birisi söz söylemek. Öbürü ise yemek yemekte itiyat göstermemek.

Bizim yakınlığımız iman yakınlığıdır. Şunun bunun yakınlık dediği sadece uzaklıktır. Bu yola girenler için tek yakınlık vardır, iman yakınlığı. Bizim sabunumuz Tevhiddir.

İnsanoğlu meleklerden çok üstün bir varlıktır. Ona bu üstünlüğü Nefs bahşediyor. Meleklerde bu yoktur. Fakat bu insanı bulmak zordur. Nerede o eli öpülesi insan? Malınız-mülkünüz sizi gurura düşürmesin ki, onda dünyalık korkusu vardır. Kâinatı hükmü altında bulunduran Allah, bu eseriyle gururlanmazken, insana ne oluyor da küçük eserleriyle gururlanıyor?

MİNAREYİ GÖRMESEYDİN AKLIN BAŞINA GELMEZDİ

Kayseri’nin gönül insanı Cemil Baba merhum, sabahları çarşıyı boydan boya gezermiş. Esnaflar ona saygı ve sevgi gösterirler, izzet ikramda bulunurlar, bu konuda da birbirleriyle yarışırlarmış. O sırada çarşıya yeni bir esnaf gelmiş. Cemil Baba’ya esnafın bu ilgisini yadırgamış. Cemil Baba’nın kılık kıyafetine bakmış, beğenmemiş. Kirlide keramet mi olur demiş. Yüzünü başka tarafa çevirip Cemil Baba’yı görmezlikten gelmiş.:
– Şu kirliye herkes Cemil Baba deyip ayağa kalkıyor: diye de esnafı ayıplamış. O gece adam rüya görmüş. Rüyada dört kişi adamı tuttukları gibi, bir Camii Kebir’in minaresine, bir Kurşunlu’nun minaresine, bir Bürüngüz Camiinin minaresine çıkarmışlar ve “atalım mı aşağı” diye de adamı minareden sallandırıyorlarmış. Adam sabaha kadar ölüm kalım mücadelesi vermiş. Korkudan ölecekmiş neredeyse. Sabahleyin kan ter içinde uyanmış, güç bela dükkânını açmış. Bakmış, karşıdan Cemil Baba geliyor. Hemen koşup sarılmış:
– Buyur baba bir çay, bir soğukluk ikram edeyim. Cemil Baba, adamın yüzüne bakmadan:
– Minareyi görmeseydin, aklın başına gelmezdi le? demiş.

Bir gün bir dostunun evine terzi elinde özel olarak dikilmiş, yepyeni bir elbiseyle gelir Cemil Emmi. Bir köşeye oturur, iğne iplik ister evin hanımından. Kadın, “Cemil Baba dikecek bir şey varsa izin ver ben dikeyim” diye rica etse de “yok” der Cemil Emmi. Ve yepyeni elbiseyi omuzlarından sırtından söker, sağından solundan yırtar ve bir çuvaldıza geçirdiği kalın, beyaz bir iple söktüğü yerleri alelusul yeniden diker. Bu durumu şaşkınlıkla seyredenlere “Ne güzel oldu değil mi? Aşkın iğnesiyle dikilen böyle güzel olur” der.

Veli ALTINKAYA

Bu yazı ve resimlerin bir bölümü Kayseri Büyükşehir Belediyesi tarafından hazırlanan Şehir isimli Kültür Sanat Dergisinin 11. sayısından alınmıştır.

Gebelikte İkili – Üçlü – Dörtlü Tarama Testleri Yapılmalı mı?

Ben olayın uzmanı değilim sadece kötü bir tecrübe yaşamış babayım. Yapacağım bilgi ve yorumlar bu şekilde değerlendirilirse daha rahat anlaşılabilir diye düşünüyorum. Şu anda hatırlamıyorum ama gebelikte belli bir haftaya gelindiğinde doktorunuz ikili test zamanının geldiğini ve yaptırıp yaptırmayacağınızı soracak. Siz de konu hakkında çok bilginiz yoksa doktora soracaksınız yaptıralım mı diye. O da büyük ihtimalle yapılmasını tavsiye ettiğini söyleyecek. Siz de yaptıracaksınız. Peki bu testler nedir, nasıl yapılıyor? Sonucunun ne kadar dikkate alınması gerekiyor? Ben yazının başında da söylediğim gibi konu hakkında detaylı bilgi sahibi biri olarak değil sadece bu konuyu tecrübe etmiş bir baba olarak anladığım ve bildiğim kadarını paylaşacağım.

Bu testler Down sendromu gibi hastalıkların tahmin edilmesinde kullanılıyor. Tahmin diyorum çünkü bu testlerle kesin bir sonuç almak mümkün değil. Bu testlerin ismi analizde kullanılan hormon sayısından geliyor. İkili tarama testi iki hormonun, üçlü tarama test, üç hormonun, dörtlü tarama testi de dört hormonun analizde kullanılması ile sonuç veriyor (bu hormonların ne olduğu ile alakalı internette yeterli kadar bilgi var, o yüzden o konuya girmiyorum). Anladığım kadarıyla bu testlerin neticeleri daha önce elde edilmiş sonuçlarla istatistiksel yöntemler kullanılarak değerlendiriliyor ve ortaya bir sonuç çıkıyor. Örnek olarak bizim ikili testimizin sonucu 1:200, dörtlü testimizin sonucu da 1:50 idi. 1:200 ve altındaki sonuçlar riskli kabul ediliyor.

Peki bu testin neticesi ne kadar dikkate değer? Öncelikle bu testi tek başına yorumlamak çok saçma. Düşünün ki testin sonucu 1:50 çıkıyor ama çocuk normal doğabiliyor veya 1:10000 çıkıyor fakat Down sendromlu olabiliyor. Bu sebeple ultrason ve ayrıntılı ultrason bu testten benim şahsi kanaatimce daha önemlidir. Belli bir haftaya gelindikten sonra bebeğin boyun kalınlığı ve burun kemiği hakkında bilgi edilebiliyor. Bunlar normal çıkarsa büyük bir ihtimalle bebekte Down sendromunun olmadığına işaret eder. Ayrıntılı ultrason ise normal ultrasona göre daha net sonuç veriyor. Fakat bu da %100 bir sonuç değil.

Tarama testlerinde sonuç kötü çıkarsa amniyosentez olayını doktordan duyacaksınız. Bu da bebeğin suyundan şırınga ile örnek alınıp değerlendirilmesidir. Bu işlem kesin bir sonuç veriyor fakat bebeğin bu işlem sırasında düşme ihtimali söz konusudur. 

Benim naçizane fikrim bu konu hakkında şudur. Ultrason ve ayrıntılı ultrason yaptırılmalı ve sonuçları dikkate alınmalı. Bebeğin Down sendromlu çıkması durumunda aldırılması düşünülmüyor ise ikili, üçlü, dörtlü ve benzeri tarama testleri ve amniyosentez kesinlikle yaptırılmamalı. Down sendromlu olması durumunda bebeğin aldırılmasını düşünür iseniz (ki yasalar böyle demese bile bunun bir cinayet olduğunu düşünüyorum) amniyosentez riski alınabilir. 

Biz ikili ve dörtlü test yaptırdık ve sonuç riskli çıkınca özellikle eşim büyük bir yıkıntıya uğradı, ikimizin de morali bozuldu. Ayrıntılı ultrasonumuz iyi gelince doktorlar önermesine rağmen amniyosentez yaptırmadık. Allah’a tevekkül ederek doğumu bekledik. Rabbime sonsuz şükürler olsun ki bebeğimiz sağlıklı doğdu (farklı sorunlar yaşadık ama Down sendromu vb. hastalıklarla karşılaşmadık). Eğer nasip olur da bir daha bebek sahibi olma heyecanını yaşarsak tarama testlerini yaptırmamayı düşünüyor, ayrıntılı ultrasonu yeterli görüyoruz. Yazıya son vermeden önce dikkat çekmek istediğim bir diğer husus da bu testlerin hastaneler veya laboratuvarla için maddi getirisidir (bu konuda yorum yapmıyorum).

Bu konu hakkında soracağınız bir soru olursa tecrübelerimiz dahilinde cevap vermek üzere bizimle bu yazıya yorum yazarak veya e-mail atarak iletişime geçebilirsiniz.

Bilgisayar Mühendisliği Bölüm Dersleri

Bir Bilgisayar Mühendisi olarak Bilgisayar Mühendisliği okumak isteyen arkadaşların fikir edinebilmeleri amacıyla lisans, yüksek lisans ve doktora aşamalarında eğitim görmüş olduğum Erciyes Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümünde aldığım dersleri paylaşmak istedim.

Öncelikle bütün mühendislik dallarının matematik temelli olduğu bilinmelidir. Dolayısıyla mühendislik öğrencisi iseniz mutlaka matematik dersi göreceksiniz. Bunun yanında Bilgisayar Mühendisliği bölümünün Elektrik-Elektronik Mühendisliği ile iç içe olduğu da düşünülerse elektrik-elektronik temelli dersler alacak olmanız da kaçınılmazdır. Bu sebeple ben lisans döneminde aldığım dersleri matematik, bilgisayar ve elektrik-elektronik olmak üzere üçe ayırdım. Aldığım derslerden bazılarını seçmeli veya her bölümde zorunlu olmalarından dolayı buraya koymadım. Bunun yanında derslerin temel olarak benzer olmakla birlikte üniversiteden üniversiteye değişkenlik gösterebileceğini ve yüksek lisans / doktora döneminde alan dersi haricinde alınan bütün derslerin seçmeli olduğunu da hatırlatmak isterim.

Lisans

  • Matematik

    • Matematik
    • Mühendislik Matematiği
    • Diferansiyel Denklemler
    • Lineer Cebir
    • Ayrık Matematik
    • Sayısal Yöntemler
  • Bilgisayar

    • Olasılık Teorisi ve İstatistik
    • Bilgisayar Mühendisliğine Giriş
    • Bilgisayar Programlama
    • Yazılım Mühendisliği
    • Nesne Yönelimli Programlama (Object Oriented Programlama)
    • Veri Yapıları ve Algoritmalar
    • Veritabanı Yönetim Sistemleri
    • Dosya Organizasyon Teknikleri
    • Bilgisayar İşletim Sistemleri
    • Assembly Dili Programlama
    • Bilgisayarla Görme ve Görüntü İşleme
    • Bilgisayar Grafik
    • Bilgisayar Mimarisi
    • Yapay Zeka Teknikleri
    • Optimizasyon Algoritmaları
    • Biçimsel Diller ve Otomata
    • Bilgisayar Ağları
    • Makine Öğrenmesi (Machine Learning)
    • Sistem Analizi
  • Elektrik-Elektronik

    • Elektrik Ölçme
    • Elektrik Devreler
    • Elektronik Devreler
    • Mikroişlemciler
    • Lojik Devreler
    • Lojik Dizayn
    • Sayısal İşaret İşleme
    • Otomatik Kontrol

Yüksek Lisans

  • Veri Madenciliği
  • Kombinasyonel Optimizasyon
  • Çok Boyutlu Veri Analizi
  • Bulanık Sinir Ağları
  • Mekansal Veritabanları
  • Uygulamalı Sayısal Yöntemler
  • Bilimsel Araştırma Metodları
  • Yapay Sinir Ağları

Doktora

  • Kablosuz Ağ Protokolleri
  • Gömülü ve Gerçek Zamanlı Sistemler
  • Kuyruk Sistemleri
  • Ağ Güvenliği
  • Mekansal Veritabanı Tasarımı
  • Evrimsel Optimizasyon Yöntemleri
  • Mühendislikte Zeki Programlama Teknikleri ve Uygulamaları
  • Bilimsel Araştırmalarda Yöntem