Gözyaşlarım

Ben çok ağladım.

Gözyaşlarım içime aktı,

Yüreğimi seller bastı.

Gözyaşlarımda boğuldum da,

Kimse farkına varmadı.

Nuh. 3/7/2011

Ters Yön

Ters yönlerde karşılaştık biz seninle,

Birbirimize yaklaştığımız hızla uzaklaştık.

Tutunamadık.

Ben aklımı alamadım senden,

Sen geri dönüp bakmadın bile…

Aynı yöne bakıp birbirimizi göremeyişimiz bundandır!

Nuh. 3/7/2011

Gönülden Kopanlar

Çınarı yıkan bir adi rüzgardır sanılır,

Halbuki yılların yorgunu çınar kendini içten içe yemiştir.

Rüzgara sadece üflemek kalmıştır. 16/12/2010

Arası yoktur benim gönlümün;

Ya hüznün dibindedir,

Ya sevinçten havalara uçar.

Gözlerim sende müebbet,

Bakabilir mi başkasına?

Darbeyi hiç ummadığın yerden yersin.

Ne aldıysak bir numara büyük aldık ki uzun süre giyebilelim diye,

Ondandır hayatın bize bir numara büyük gelmesi.

Bakmayın güldüğüme, sürekli bir şeylerle meşgul olduğuma,

Ben kafamdaki boşlukları doldurmaya çalışıyorum. 3/7/2011

Öyle acıttınız ki kalbimi,

Bu gönül geriye dönüp sever mi bilmem…

Dikiz aynasından bakmak hayata…

Ne acı…

Geride artık herşey..

Herkesin yanında olduğu zaman değil

İhtiyacın olduğunda bulursun beni yanında.

Öyle görünüyor ki kıyameti, insan kendi eliyle koparacak.

Nuh.

 

Aliya Dizisi

TRT geçtiğimiz aylarda Aliya İzzetbegovic’in hayatını konu alan ve altı bölümden oluşan bir dizi – belgesel yayınladı. Yayınlandığında izleme fırsatı bulamamıştım ama kafamın bir köşesine yer etmişti. Diziyi sonunda izleyebildim.

Dizi genel itibariyle Aliya’nın otobiyografisi olan Tarihe Tanıklığım isimli kitabıyla örtüşüyor, ana senaryo bu kitap diyebiliriz. Tabi bazı yerler hikayeleştirilmiş, doğal olarak bazı yerler de atlanmış. Fakat ana hatları tamamen barındırıyor. Bence Aliya’nın hayatını okumamış insanlar için güzel bir farkındalık olmuş. İzleyenler için bir sonraki adım kitabı okumak olabilir tabi ki.

Bu kitabın dışında bir Boşnak olan Emine Şeçeroviç Kaşlı’nın daha önce okuduğum ve blogumda paylaştığım Kurşunların da Rengi Var kitabının ismine konu olan hadise ve kitapta bulunan bazı diğer hadiseler de dizide anlatılıyor.

Bunların haricinde savaş ile alakalı Bosna tüneli, Mostar Köprüsü’nün yıkılması gibi yaygın bilinen popüler gerçek hikayelere, İzet Naniç gibi Boşnak kahramanlara, Ratko Mladiç, Radovan Karaçiç, Slobodan Miloşeviç gibi Bosna kasaplarına ve Aliya’nın ünlü sözlerine de dizide yer verilmiş. Dizi Aliya’nın vefatı, vefatından görüntüler ve hayatından kareler ile 6. bölümde son buluyor.

Avrupa’nın orta yerinde hem de bir Avrupa milletine karşı soykırıma göz yuman Batı’nın ne olduğunu anlamak için çok önemli bir husustur Bosna.

 

 

Bebeğinizin kilosu yeterli mi?

Blogumda bebek kategorisindeki yazıları bebeğimizi büyütürken edindiğimiz tecrübelerden yararlanarak yazıyorum. Dolayısıyla bir doktor değil, sadece tecrübelerini paylaşan bir babayım.


Bebeğiniz ile endişe ettiğiniz (özellikle de anneler için) en önemli konulardan bir tanesi bebeğin kilosunun yeterli olup olmamasıdır. Bu konu aslında biraz endişe verici olabiliyor, bir doktorun dediğini başka bir doktorun dediği tutmayabiliyor. Biz bu durumu birebir yaşadık. Doktorun biri bebeğin kilosunun az olduğunu söylerken diğeri gayet iyi olduğunu söyledi. Aslında bizim yaşadığımız bu karmaşanın nedeni bebeğimizin prematüre olarak doğmasıydı. 1385 gram olarak dünyaya gelen bebeğimiz akranlarından kilo ve bedensel gelişim olarak düşüktü doğal olarak. Son gittiğimiz doktor bebeğin şu andaki kilosunun normal olduğunu, endişe etmemizi gerektirecek herhangi bir sebebin bulunmadığını bildirdi. Peki bebeğin kilosunu nasıl hesaplamıştı?

Oldukça basit bir yöntem kullanıyor doktorumuz. Doğduğu kilo ile güncel kilo arasındaki farkı alıyor. Dolayısıyla doğumdan sonra ne kadar kilo aldığını öğrenmiş oluyor. Daha sonra doğumdan sonra geçen gün sayısına bu miktarı bölüyor. Bebeğin gün başına ortalama 20 gram almış olması onu gelişiminin normal olduğunu gösteriyor. Aşağıda buna bir örnek verdim.

20.08.2018 tarihinde 1385 gr olarak dünyaya gelen bebek, 05.04.2019 tarihinde 5920 gr (65 cm boy, 40.3 kafa), 08.06.2019 tarihinde ise 6990 gr’dır (67 boy, 41,5 kafa).

  1. Ölçüm için; 5920 – 1385 = 4535
    • 05.04.2019 – 20.08.2018 = 228 gün
    • 4535 / 228 = 19,9 gr
  2. Ölçüm için
    • 6990 – 1385 = 5605
    • 08.06.2019 – 20.08.2019 = 292 gün
    • 5605 / 292 = 19.2 gr

Dolayısıyla her iki ölçümde de 20 gr’a yakın bir değer elde edilmiştir ve gelişim normal olarak görülmektedir. Bebeğin ilk aylarda ay başına 1 kilo alacağını daha sonra ise miktarın yavaş yavaş düşeceğini de dikkate almak gerekir. 9 ay civarında bebeklerin artık ay başına yaklaşık 250 gr alması normaldir. Bu yazı tamamen tecrübelerime dayanılarak fikir edinmek amacıyla yazılmıştır, kesin bir bilgi için mutlaka doktorunuzdan yardım isteyiniz.

Bebeklerde Yürüteç Kullanılmalı mı?

Blogumda bebek kategorisindeki yazıları bebeğimizi büyütürken edindiğimiz tecrübelerden yararlanarak yazıyorum. Dolayısıyla bir doktor değil, sadece tecrübelerini paylaşan bir babayım.


Bu yazıda yürüteç kullanımına değineceğim. Üç farklı bebek doktorundan edindiğimiz bilgi ve aldığımız tavsiyeler yürüteç kullanmamak yönündedir. Şu ana kadar tavsiye eden doktora rastlamadım. Bu sebeple biz de yürüteç almadık.

Bebeğimiz şu an 8 aylıkken desteğimizle ayaklarının üzerinde durmaya başladı. Başlangıçta endişelendik acaba ayakta durması ona veya bacaklarına bir zarar verir mi diye. Yine edindiğimiz bilgilere göre, eğer bebek ayakta durmak istiyorsa durdurulmasında herhangi bir sakınca bulunmuyor. Koltuk altından destek olarak bebek yürütülmelidir.

BEBEĞİM EMEKLEMİYOR BİR ŞEYLER TERS Mİ GİDİYOR?

Ayrıca bizim bebeğimiz 9,5 aylık civarında şu an ve henüz emeklemiyor. Bu durumunda bir sakınca oluşturmadığını öğrendik. Hatta bir çok bebek emeklemeden yürümeye başlıyormuş.

Sonuç olarak bebek ayakta durmak istiyorsa durdurun ve ona destek olarak yürütün. Yürüteç kullanmayın ve emeklemiyor diye de endişelenmeyin. 🙂

Kaçak Yolcu – Adem Özköse

Adem Özköse bu kitabında 2004 yılında İstanbul’dan Afganistan’a yaptığı kaçak yolculuğu anlatıyor. İstanbul – İran – Pakistan – Veziristan – Afganistan güzergahını izleyerek hedefine varmış. Baya bir maceralı bu yolculukta hedefine ulaşıyor ve bazı Taliban mensuplarıyla röportaj yapıyor. Yaklaşık 180 sayfalık bu kitap bir çırpıda okunuyor. Bu arada ben ilk defa Veziristan diye bir bölge duydum bu kitap vesilesiyle. Pakistan sınırları içerisinde, Afgan sınırında bulunuyor. Kendi özel yönetimi bulunuyor. Velhasıl ilginç bir bölge.

Tarihe Tanıklığım – Aliya İzzetbegovic

Aliya’nın hayatını merak ettiğimden dolayı uzun zamandır okumayı düşündüğüm bir kitaptı. Kitap, Aliya’nın hayatının bütün dönemlerini anlatan 600 sayfalık bir otobiyografidir. Bunun yanında yaptığı görüşmeler, konuşmalar, anlaşmalar hakkında da bilgi vermiş. Bazı konuşma, mektup ve makalelerin tam metinleri de mevcuttur. Kitabı okuyunca bu kitabın yazılmasına oldukça ihtiyaç olduğu kanaati oluştu bende. Çünkü bir milletin ayakta kalma mücadelesinin merkezinde iseniz, bu mücadele sırasında ve sonrasında bir çok farklı cephenin saldırısına maruz kalacaksınız demektir. Hayattayken de ebediyete irtihal ettikten sonra bu durum devam edecektir. Bu sebeple Aliya bu durumu farketmiş olmalı, bu kitabı yazmakla da oldukça iyi bir iş yapmış.

Avrupa’nın ortasında 1990’ların başında bir soykırım yaşanıyor ve Avrupa buna ses çıkarmıyor. Çok garip değil mi? Hayır bence hiç de garip değil. Savaş yıllarında ve hatta şimdi bile dünyanın en büyük gücü olarak görünen Avrupa ve Amerika (ekonomik, demokratik vs.) büyük bir sessizlikle izliyor olanı biteni (kısık çıkan bazı sesleri istisna olarak yoksayıyorum) belki de sadece müslüman olduklarından dolayı ses çıkarmıyor olana bitene. Tabi ortada petrol veya başka bir yeraltı zenginliği de olmayınca neden uğraşsınlar ki. Bir an önce Sırp ve Hırvatların Bosna’yı paylaşmasını ve bu savaşın bitmesini dilediler belki de. Ama orada bir avuç Boşnak inancın ve imanın her silahtan kuvvetli olduğunu gösterdiler. Savaşın (soykırım demek daha doğru galiba ama) aktörlerine bakıldığında Sırp ve Hırvat yönetici ve generallerinin bir çoğunun savaş mahkemesinde yargılanıp Bosna Kasabı ilan edilmesi geç de olsa bu savaşın suçlularını resmi olarak ilan ediyor, Aliya’dan hala Bilge Kral olarak söz edilmesi de takındığı tavrın ne kadar doğru olduğunu…

Kitabı okuyunca Aliya’ya neden Bilge Kral dediklerini çok iyi anladım. Diyebilirsiniz ki bu kitap bir otobiyografi, dolayısıyla yanlı da yazılmış olabilir. Kitabı okursanız eğer, benim görüşüme siz de katılacaksınız. Savaş öncesinde, sırasında ve sonrasında yaptığı açıklamalar kitapta mevcut. Aldığı kararların ne kadar isabetli olduğu gayet açık. Zaten almak zorunda kaldığı kararlar hem ehveni şer kabilinde. Barışı her zaman isteyen, barış olmayacağını anladığında ise savaştan kaçmayan bir liderin hikayesi olmuş aslında. Kitabı okurken genelde müslüman ülkelerin özelde ve özellikle de Türkiye’nin doksanlarda daha güçlü olmayıp, Bosna’da daha etkin rol alamadığından dolayı oldukça üzüldüm. Türkiye diplomatik, askeri ve maddi gücü nispetinde elinden geleni elbette yapmıştır ama daha kuvvetli olup keşke bu işi kısa sürede biz çözebilseydik. Bu kadar masum sivil ölmezdi. Bu tabi bizim suçumuz değil, Avrupa’nın göbeğinde bir Avrupa milletine soykırım düzenleniyor. Yine de biz Türkiye’yiz ve ben şahsen sorumlu hissettim kendimi.

Kitap aslında bir ders niteliğinde de. Zor zamanlarda tek yumruk olan milletlerin, refah döneminde nasıl olması gerektiğine; bu refah dönemlerinde iktidar ve muhalefetin nasıl hareket etmesi gerektiğine, muhalefet etmenin sınırlarına, diğer ülkelerin kendi çıkarları uğruna ülkenizi nasıl karıştırabileceklerine, medyanın (özellikle de Avrupa ve Amerika’da yankı uyandırma kapasitesine sahip büyük medya kuruluşlarının) manipülasyonlarla ülkeniz hakkında nasıl algı oluşturabileceklerine, bu manipülasyonların yalan haberlerle de kolayca yapılabileceğine, bunların yalan olduğu ortaya çıksa bile iş işten geçtiği için hiçbir değişikliğe sebep olmayacağına da ışık tutuyor.

Allah rahmet eylesin Bilge Kral.