Kategori Arşivi Şiir

Yedi Güzel Adam – Cahit Zarifoğlu

Şiirdeki 7 kişinin aşağıdaki kişiler olduğu düşünülüyor.

  • Sezai Karakoç
  • Nuri Pakdil
  • Mehmet Akif İnan
  • Erdem Bayazıt
  • Alaaddin Özdenören
  • Rasim Özdenören
  • Cahit Zarifoğlu

Şiirin VI. bölümüne kadar olan ilk kısmı Cahit Zarifoğlu’nun Yedi Güzel Adam isimli kitabında, VI. bölümü ise Menziller isimki kitabında yayınlanmış, aşağıda beraberce verilmiştir.

      I

Bu insanlar dev midir
Yatak görmemiş gövde midir

Bir yara açar boyunlarında
Kolkola durup bağırdıklarında

     -Yar kurbanın olam
      Dağlar önüme durmuş
      Ki dağlanam

Çekip pırıl pırıl mavzerler çıkardılar oyluk etlerinden
Durdular ite çakala karşı yarin kapısında

1.
Yedi adam biri bir gün
      bir kan gördü
      gereğini belledi
      yari alsa koynuna
Ayırmaz kanı yanından

Beyaz haberlerim var kardeşlerim
     -Bir güzel ince gelin
      Kabartır göğsünü toz duman içinde
      gelinliği durur çıkartıp bıraktığı yerde
      İçerlerden bir taşlı tarladan
      Kaynayan nehrin gözünde
      unutmuş gelin alınlığını
      Avuçları sıcacık yumulu beline dayalı
      Kalın bilekli badem topuklu
      Seyirtir o ince gelin
      g r e v l i'lere şifalar götürmek için

Beyaz haberlerim var kardeşlerim
     -Gölgesiz meydanlara
      aklı yağmalayanlar arasından
      yayılırsa karanlık fısıltılar
      Ya da güzel dışlı yapay çiçekleri
      Muhtemel bir genç kızın
      Başına atılırsa

Yedi adamdan biri
Bir gün bir kan göreni
Kabukları soyulmuş
Taze devrilmiş bir ağaç gibi
Çeker çıkarır kendi kadınlarından
Fırlar yataklarından tatlı uykudan
Çıplak çıkarır kendi kadınlarından
Fırlar yataklarından tatlı uykudan
Çıplak yalın ve güzel adaleli
O er alarak
Seğirtir danseder gibi
-Önce sağlam olmalı arkam
O ince gelin
Belirir hemen ardında erin
1000 yıl durmadan en atmış bir çınar gibi

G i d i y o r dansöz gibi
Yere ve göğe açık avucunda o kan
      O işlem onda güvercin ve sevap
      Onlarda en ağrımalı yara
Ve yollanıyor o güvercin onlara
Güvercin değişiyor gittikçe ondan
Güvercin değişiyor vardıkça onlara
+ ve aman ne uzun sürüyor bir düşman öldürmek+ 

Yedi adam artık bir kan göreni
Varıyor dengede
Kuğu gibi sarkıyor onlara
      akıyor onlara
      şiirler söylüyor ve mısralarında
      işlek çelik kümeleri
      ve kalkıyor her bir ulaşmasında
      iki yanında sülüs ve yay gibi
      bir vuruşta öldüren elleri
     -Karanfil serpercesine
      Bir kez daha vurdum ya Allah diye açtığım yaralara

     -Güzelin düşmanı güzel olur
      Güzelin yari güzel olur

O varıyor tüm meydanlara
Kanı okşayarak ve kabartarak

      Kanı okşa ve kabart
      Ve sonra sabah kahvaltısında
      İçinden geçirmekle varsın sofrana
      Çocuklarımızın ellerinde büyüyen gagalı şeylerin
      Tanrının buyruğu ile ortaya çıkarttığı
      Gürbüz bir yumurta

      II.

Yedi adam biri bir gün
      bir aşk gördü
      gereğini belledi
      ölüm girse koynuna
Ayırmaz aşkı yanından

Beyaz haberlerim oluşuyor kardeşlerim

Daha ne kadar saklanabilirdik seninle: 
Yaylalardan nasıl geçtik
Çobanlara yetişemedik ama uzaktan
zahmetsiz ve hiç kimseye değil gibi konuşan ağızlardan
Ne bilge sözler dinledik
Sığındığımız
Ve içinde saçlarımız göle girmiş ıslanan
O dev O kabul eden O izin veren mağaralar
Yine açık yine buyur’lu
Çekildi üstümüzden. -Çalıların
Bilen duruşlarıyla karşılaşırdık koşuşurken gizlilere

Güneşi tez gördük dağlarda
Ormanın ay çiçeği gibi uyanan hayvanlarıyla
İlk iş gövdemizin acıktığını anlamak oldu
Gittik kokladık ekmeğimizi tarlalarda

O gün gezdim seni ellerimle
Söyledin: Geniş vuruyor yüreğin

Ülkeye tez giden ayaklarımla varıyorum
Kanım temizliği seven bir kolla atılıyor durmadan
Yıkanmış güneşte yeni kurumuş çarşaflar gibi
Serin ve ürpertici gövden
Yaklaşmaktasın ve / çok yakınıma taşıdığın / güller
Sana canı gönülden âşık oldum meleğim
Kollarına gümüş bilezikler düşündüm
Dostlar buldukça onlara
Kalın kaşlarını övdüm 
Güzeldin
Gövden gerilmiş devinmekteydi
Bir tabloda gibi her bakmaya değişen
Karanlık anlamlardan arınan yüzünle
Hakkı verilmiş
Zehirleri alınmış kazanlarda
Demirle birlikte çeliğe koşmaktaydın
Ve döllenmekteydin mengenelerle kucaklanarak

İşçi eğilir bükülür ve doğrulur
Köylü bükülür doğrulur eğilirken
İnsan iyi maden kuyumcuda

Güzeldin / Gövden
Yeni bir iklim gibi yayılmaktaydı karalara
Ağaçlar, kırdaki hayvanlar kasabadaki insanlarca
İşte davetliydin
Acıktık bıçaklarına kanımızı gütmekteymişin gibi
Gelip acı sözlerin için
Bir çekmece koydun yaralarımıza

Ve ellerin uçuşan yapraklar gibi
Birden
Nasıl yalnız olduğumuzu anladım
Kimseler yoktu ikimizden başka birbirine bakan

Susuyor sessizce
Aşkla ilerliyorum
Milletim bileniyorum
Devirmeye
Devirmeye safrası beynimi üleşen
Elleri karımın üstünde birleşenleri

Bundan böyle yekinmeye hevesli yüreğim
/sanatsever halkımıza duyurulur/
Aklım eski izlerde şimdi
İz demek
Bir geniş
Bir kendine dönük bir en ileriye
Yol demek

Usulca kalkıp gidene: Dur
Ki çevrileceksin

Toydun cesurdun
Gençtin atıldın
Bilmezdin atıldın
Kabuğu oydun oydun
Kabukta kaldın

Sis iner örter mermeri
ağacı binayı

Sis kalkar kalkmaz
Görünür mermer
Ağaç ve dev 
Bu adamlar dev midir
Yatak özlemez gövde midir
Gül açar boyunlarında
Kolkola durup bağırdıklarında
Bomba düşmüş gibi deprenir toprak
Konuştuklarında
     -Yar kurbanın olam
      dola yaşmağını bileğime
      Ki düşmanı güzel vuram

Çekip mavzerler çıkardılar oyluk etlerinden
Durdular ite çakala karşı yarin kapısında

      III

Yedi adam biri bir gün
      bir yar gördü
      gereğini belledi
      yari alsa koynuna
Ayırmaz yari yanından

Alev gerekli kentliye
Bu ısıtma devleri kente
      bir an önce inmeli oğlum

/bütün gün badem çırptım
üzümün tehini armudun çürüğünü ayıkladım
uykuya geç vardım
yatağın içine elimi daha yeni koydum
rahatıma doymadım ama.../

ÜMMETİ GÖZETMEN GEREKLİ
Ben seni beyaz haber ustası
Olasın DİYE boğmadım -DOĞURDUM

Beyaz haberlerim için hazır olun kardeşlerim

Anam su döküyor ellerime
Bedenim hızla kaçıyor
Gözlerime toprak atan uykudan
Suyu çarptıkça yüzüme ve gözlerim yalnız
Yanıyorlar

Yemi torbanın dibine gelince beygir
İri saman saplarının arasından
İri etli dudaklarına
Küçük zor bulunan arpaları topluyor

Bir parça daha yükselen
Bir parça küçülen
Bir parça daha uzak duran yıldız
Beygir ve yanında duran semeri
Evin gerisinde yığınla odun- badem dalları
Ve kuru alıç kökleri
Ve ben o zaman bilmezdim halka
Ateş gerektiği
Çalışır gün boyu koru ağaçları devirir
Badem çırpar budardım yaban çalıları

Gün tepeme değsin öğleye durayım

Gün tepene değsin öğleye durasın
Kökleri hem derinleri hem sığları sarmış
Durmaksızın nimet devşiren
Ceviz ağacının altında.-
Öğleye durmayı
Hiç düşündüm mü ağaç neden havyan değil: 
Çünkü kan'dır hayvan
Damardır ağaç

O ceviz ağacının altında
Dallarına ve köklerine
Bir öz su damarı gibi bağlanarak
Onlar ve ağaçlar
Toprak ve kalbinden doyurduğu hayvanlar
İşitmişler bakın onlarla
Onlar ve yapraklar
Geniş bir ağızla üfürülüyormuş gibi kımıldamaya başladılar

Onlar ve tüfeğimi doğrulttuğum kuşlar
Şimdi öldürme vaktim değil

Başına omuzlarıma konun
Dudaklarımdan ve kalbimden dinleyin
/işte bakın ekmek böyle tutulur/
Öğleye durarak bağlıyorum bu tepeleri
O tepelere

Eğlenme doğada - kentte bu gece ışıklar yanmadı
Damlardan
Çorba dumanı yükselmemekte
Yufka ekmeği
Toprak ve ağaç kokulu ellerimle
/ işte bakın ekmek böyle tutulur/
Şu en artist
Ve lokmayı taşıyan parmakların ucunda
Pıt pıt bir damar gibi atan
Yemin ve billah
Sıcak bulgur aşının kalbidir

Dedim çünkü kalk
Yoksa sütüm helal olamaz

Düşündüm sol kolları kesik insanların 
Ne denli mahir olduklarını sağ kollarında
Beyaz haberlerim için toplanan kardeşlerim

-Adım Mustafa ve Niyazi ve Abdurrahman
Kafkas yaylalarında çadırlarımın
Sürülerimin ocak taşlarımın
İzleri vardır/doğup yürümeye başlayınca
Çıplak basmıştım toprağa/

Yine de ana'vâzın duymasam hiç uyanmam
Bedenim öylesine yorgun babam öylesine ölü
Ölü gibi kımıldamıyor dedem
Sini belli kendi belli değil
Ne bir hak torunlarında ne yaşayan bir arzusu

Ellerim yumruk dizlerimin arasında (tam üç yüz yıl)
Etim etimin sızını alsın diye

Kalk çünkü sabah yıldızı
Bir mızrak boyu yükseldi
+ iri ve zeki
uçları nemli bir göz gibi +

      IV

Yedi adam biri bir gün
      bir bela gördü 
      gereğini belledi
Yalvarsa evleri harap kadınlar
      ve ağlayan birkaç çocuk
Kamalar salınsa karnına 
      ayrılmaz belalı yanından

Haberlerime kulak asmayıp-Duymadık
Demeyesiniz kardeşlerim

Ülkem bugün
Yariyle buluşmuş gizlilerde
Tepeden tırnağa yeni yıkanmış
Ve örtüler içinde
Göz kapakları kale kapıları
Gibi örtülü
Yassı gözlü kabarık alınlı
Kalbine ve beline zengin
Düzgün bedenli bol saçlı erkekler gibi

Ülkem 
Tepeden eteğe yıkanmak için
Aşıdan sonra paklanan
Ovalara yayılmış kadınlar
Evi uçsuz bir yol gibi bekleyen
Yavruya yerinde bekleten
O kadınlar gibi ülkem

-Yürürüm bayırlarda
Gücüm ne merkezde tartmak için
Kulak verir
Dinlerim ağacı

Geçerken beton döşeli apartman kaykılı toprakta
Sesim nasıl etkili yoklamak için
Durdurur sorarım kentliyi
Ne haber böyle: 
Nereye:

Bela üreten elim
Nasıl davranır belalar içinde
Sınamak için
Uzanır okşarım saçlarını ey yarim
Bakarım hoyrat ve âşık ellerime

Bir gün sapsarı kesildim
Öyle bir tabiat vardı ki gövdemde
İnsanları görmezdim bile yanımdan
Bir hava bulutu gibi geçerlerdi
İçimden 
Gidip dağlara
Kafa tutmak gelirdi

Bir gün ben
İri ve kaslı gövdem
Sapsarı kesildim
Hali harap bir dev çıktı önüme
Gözlerini öyle açtı ki yüzüme ve ağlamış
Sonra söyleştik

Bu bir nöbet devriydi kardeşlerim

Bizimle aşkta olanların
Eline su döksünler
Çadırlarının önüne o küçücük
Kilimleri sersinler

      V

Yedi güzel adam
Biri bir gün bir dağ gördü
Gereğini belledi.
Ki o dağ
Ağaçsız ve yalnız
Gökte alıp veriyordu.
Rüzgârla ürperir gibi olurdu
Beygirin derisi nasıl ürperirse boydan boya
Dokununca.
Yılanla akreple kertenkele
Tavşan keklik kurtla
Onlarla
Hayvanlarla kımıldanırdı

Dağ bu 
Serpilmiş atılmış yer kapmış
Başa kurulmuş. Böbürlenmeden iri kendiliğinden koca

Dağ bu
Devir, söz gelsin, kervan devri
Eteğinde ipek yolu zencefil yolu
Kara ve beyaz yolu zenci. Develer
İçerek karınlarından tüylerinden geçirerek
Dağı yiyerek, söz gelsin, beslenirlerdi

Dağ bu
Devir kuş devri
Geçerdi kartal

İşte o kartal
Renksiz ısı vermeden
Ürkmeden ürkütmeden
Kendinden geçerek süzülür
Dikine batar dikine çıkar
Coştumu
Vurur kendini dağa - ölürdü parçalanarak

Dağ bu
Devir aslan devri
Yer yer toplaşarak
Erkekli dişili
Sık sık oynaşarak

Devir insan devri
Geçti geçti
İnsan geçti
Et geçti kan geçti
Göz geçti
Gelenler
Yeni gelen yeniden sonradan gelen
Geçti geçti

Dağ bu 
Yılanla kımıldanırdı
Yılanla kımıldanırdı

Yedi güzel adamdan biri
Bir gün bir dağ göreni
Durdu sevmeden bilmeden devinirken 
Durdu durdu seyreyledi

Sordu: 
dağ nicesin
günde mi gecede misin
geçmişte şimdide
yoksa gelecek bir düşte misin

Dağ serpildi
Atıldı yeniden yer tuttu
İlk kez yılanla kıpırdanmadı

Gözü görür görmez
Dağa göçtü güzel adam
Eteğinden yukarıya üç gün
Yürüdü. Bir yılda dolandı
Çevresini. Eğlenerek kayalarda geceleri
Yürüdü günde ve bir kuş gibi
Görerek de

Durmadan dolandı dağın çevrisini
Artık dağ yılanla kımıldamadı
Kımıldardı onunla

Hırçındı adam hep hırsla
Yaralıymışça inlerdi
Yüzü durgun gözler duru berrak
Hırslanırdı ayağıyla- avuçlarından ter akar
Omuzlarını burardı.

Ola ki anlatsa dağ
Der hırcındı adam ince bilekli 
Azgın topuklu
İnce uzun parmaklı karınsız
Karşı koyan omuzlu
Yerken güzel yer doymadan kalkar
Oturarak ve hayvanlarda bile
Gizlenerek işerdi

Adam hırçındı-saçları uysal akardı
Rüzgârla akardı
Esinti olmadan zaten akmaktaydı
Uzun boylu değildi
Ama kendinden uzunu yoktu - yalnızdı

Geçince önünden
Mağaralardan kuş tavşan kurt yavrusu
Dağa vururlardı
Serçe tohum düşürürdü ağzından
Tavşan yeşerince onu
Yerdi kökünden

Ot üremedi
Ağaç üremedi

Dağ ağaçsız ve yalnızca
Gökte alıp veriyordu
Adam küçük bir kaya düzlüğünde
Toprakta mağra içinde mağra kapısında
Kaynak başında kuru yamaçta
Dururdu 
Eğilip alnını
Yaydıkça yere iki elinin arasına
Göksü çatırdayarak eğilir
Parçalanarak doğruldukça
Dağ cezbelenir
En yüksek zirvesini kayalı alnını
Yamaçlar yamaçlara yayılan yüzünü
Adam eğilip koydukça yüzünü toprağa
Eğilip koyacak yer arardı

Dağ cezbelenince
Doğrulup eğildikçe
Ovaya bir anda
Kentler serilir
Yollar fabrika çevrekleri bentler

Yedi adamdan biri
Bir gün bir dağ göreni
Yeni bir soluk çekti içine
Değişti aynı kalarak
İndi kente
Dağıyla
Esen başı

Serin başı geniş kollarıyla
Gözleri yüzünü kaplayacak gibi büyüyerek
Ve şakaklarında
Avuçlarının arasında güçlükle tuttuğu
Bir şey duruyordu

Yedi adamdan bir dağ göreni
Buyruğu dağa diyeni
Dağdan buyrukla kente ineni
Suları yürüyerek geçeni
Çekip mavzerini çıkardı oyluk etinden
Durdu yarin kapısında
__________________________________________
VI 

Yedi güzel adam 
      biri bir gün 
      bir sofra gördü 
      gereğini belledi 

Sağdan soldan
      hoşça davetler gül kuyusu etler 
      mevkiler 
      sözümona kadın 
            entrika 
            tehdit 
      teklif pof pof 
            kazanç 
            savaş 
      tümü ölüm işaretleri 
O ayrılmaz sofrasından. 

Yedi güzel adamdan biri 
Bir gün bir sofra göreni 
Diğer kardeşleri gibi 
      tanrı adıyla başlansın cömertliğe 
      misillu 
      bir sözle 
      nalbantyani bıyıklarını çekerek 
      çöker 

Mavi bir yemekle başlardı 
                  bir kaçış 
      belleğime vur benim 
      az'ı vur debelensin 
      bir at ansanblesini 
      şaha kalkmışlığın psikodinamiğinden vurarak 
çocuk avuçlarında tablolar 
yalın kılıç ve ünleme isteği 
      ile 
      soy bir yanımı 
      uzat mahzenlerdeki ses bloklarının içine 
      hoyratken 
      ellerim birer oymak bir göçebelik 
            kız kazımağı 
            daha bayıltıcısı olmadı iliklerimde 
      Ha ben ha varlık göçmeni kalbimin şuuru 
            ağaçları dereye fırlatıtırır yamaca 
            bilinçle ürküp 
            evciliklerden 

Gün - gün Gün - gün 
Yar bu obada 
                  evinde 
                  bir laleler içinde 
      döşeğine ve uşkusuna 
      binilişine ve ekmeğine rahat 
      ulu önder mübareki 
tasasız ve yavrusundan emin 
      iken 

Yedi adam her biri 
obalarda 
      bal kutusu kayalarağzında 
toprağın 
      al suyu al tohumu 
      ya hak 
      insana doğru 
kıvrımları kokuları 
yükselir uçuşurken 
herbiri bir bezirgan oku 
bir kervan koruyanı 
Her biri 
bir yedi güzel adam bahadırı 
beyi ya kılıççısı 
      olarak dolanırlar iken 
obalarda 
kentlerde 
bahçelerde 
evağızlarında 

      Bir gün bir sofra gören yiğit 
      bir kadın dövdü 
      elini bin tövbeyle yıkadı 

      Senin adınla başlarım ekmeğe 
      Senin izninle varsak yarenliğe 
      Dostluk olup yardan dostluk görerek 
      Göçer sözümüz dörtbaşlı ejdere 

Bir gün bir sofra gören yiğit 
Bir günah sevdi 
Belini bin tövbeyle yıkadı 

      Senin adınla... 
      Senin izinle... 
      Dostluk olup... 
      Geçer sözümüz... 

Gün - gün Gün - gün 
Onlar o oada bu obada 
Kan dolaşımı soluk hızlanışı safalarında 
      yavaşlayıp duran tunç kaplar 
      parmak uçlarında bakır oyukları 
      aşk var 
      ak bir mermer damarı yarıldı 
      toprağın derininde 
      üstünde 
      kızını ve oğlunu avutuyordu 
Tayları deli dolu genç yalaz 
Engin otluklarda 
Bir milyar koyun keçi manda mecik 
Uzaklaşıp sırlı başlardan 
      başıboş ve görevsiz 
Çepeçevre sohbete oturmuş gibi 
Dana irisi köpeklere 
      doğru 
      kuşku duymadan yaklaşarak 
      azgın dişleyicilerin önünden 
      bilmecesiz 
      bir köylü kalabalığı tavrıyla 
      geçerek 

Sevgili anneciğim 
Kemiğim 

Uyanınca dağın bayrağını açarlar: ova 
Güneş yine aynı eğriden görünür 
ve sofralar binlerce 
      esenlik dolu kızlarla serilir 
     - ne de kuşlar sabırsızlanır - 
      Çocuklar 
      Anne 
Ve peşlerinde 
      Uykunun ve yatağın çiçekleriyle 
      Süzülüp gelen yaşlılar 

Sofranın eteklerinde 
Çok oldu renk yollarını 
Çatı kirişlerini 
Değirmenin taşlarını 
Onaran kişiler 
Bileklerinde beylikleri 
Sular geçirip ağızlarından 
Seyirttiler 
Onun sabah sofrasına 

Sevgili dostum 
etim
CAHİT ZARİFOĞLU

Gazel – Urfalı Şair Yusuf Nabi

Bağ-ı dehrin hem hazânın hem baharın görmüşüz
Biz neşâtın da gamın da rüzgârın görmüşüz

Çok da mağrur olma kim meyhâne-i ikbâlde
Biz hezâran mest-i mağrurun humarın görmüşüz

Top-ı âh-ı inkisara pâydâr olmaz yine
Kişver-i câhın nice sengin hisarın görmüşüz

Bir hurûşiyle eder bin hâne-i ikbâli pest
Ehl-i derdin seyl-i eşk-i inkisarın görmüşüz

Bir hadeng-i can-güdâz-ı âhtır sermâyesi
Biz bu meydanın nice çâbük-süvârın görmüşüz

Kâse-i deryûzeye tebdil olur câm-ı murad
Biz bu bezmin Nâbiyâ çok bâdehârın görmüşüz
Urfalı Nabi

Gazelin açıklamasına bağlantıdan ulaşabilirsiniz.

Müsebba – Fenni (Yozgatlı Mehmet Said)

Fenni’nin aşağıdaki şiirini Hayati İnanç’ın Can Veren Pervaneler kitabında açıklamasıyla birlikte okudum ve çok hoşuma gitti. Ben de buradan paylaşmak istedim. Açıklaması için buradaki bağlantıyı kullanabilirsiniz.

Mihenden kaçma ger mahsûd-ı ihvân olmak istersen
Yetiş imdâd-ı mazlûmâna arslan olmak istersen
Yapış bir kâmilin destinden insan olmak istersen
Nebiyy-i Efhamı medh eyle Hassân olmak istersen
Rızâ bâbında bekle rahme şâyân olmak istersen
Sakın bir dîdeyi ağlatma handân olmak istersen
Dokunma hâtır-ı mûra Süleymân olmak istersen

Meserret-bahş olur gerçi ‘âdüvden ahz-ı sâr etmek
Fakat îcâb eder birçok mezâhim ihtiyâr etmek
Benim re’yimce hattâ nâ-becâdır inkisâr etmek
Fazîlettir onu ‘afv-ı keremle şerm-sâr etmek
Cinâyettir dil-i ebnâ-yı cinsi dâğ-dâr etmek
Sakın bir dîdeyi ağlatma handân olmak istersen
Dokunma hâtır-ı mûra Süleymân olmak istersen

Şu meydâna niçindir bu geliş ettinse ger tahkîk
Bütün ef’âlini eyle Kitâba sünnete tatbîk
Gönül yıkma gönül yap cins ü mezhep etmeyip tefrîk
Eder bu hak sözü yerde beşer gökte melek tasdîk
Mezâlim âdemiyyetle değildir kâbil-i telfîk
Sakın bir dîdeyi ağlatma handân olmak istersen
Dokunma hâtır-ı mûra Süleymân olmak istersen

Gözetmekte rızâ-yı Hakk’ı çeşmin hurdebîn olsun
Ehemm-i kâr u bârın hidmet-i dîn-i mübîn olsun
Ta’ârruz etme bir şahsa cesûr olsun cebîn olsun
Sitem lâyık mıdır nâsa husûsâ mü’minîn olsun
‘Umûmen halk-ı ‘alem şerr ü mekrinden emîn olsun
Sakın bir dîdeyi ağlatma handân olmak istersen
Dokunma hâtır-ı mûra Süleymân olmak istersen

Yakışmaz bir sıfattır dil-şikenlik tab’-ı merdâne
Bu gülşende gül ol hâr olma çeşm-i andelîbâne
Geçinmekse merâmın istirâhatle hakîmâne
Elinden geldiği müddetçe sa’y et bezl-i ihsâne
Sezâ ancak budur her sâlik-i şeh-râh-ı ‘irfâne
Sakın bir dîdeyi ağlatma handân olmak istersen
Dokunma hâtır-ı mûra Süleymân olmak istersen

Ne lâzım hasmı ta’kîb eylemek ta’dîl-i efkâr et
Gelirse nefse hiddet kibriyâ-yı Hakk’ı tezkâr et
Edip mahv-ı enâniyyet ‘ubûdiyyette ısrâr et
Leyâlîde le’âlî-i şirişki durma îsâr et
Garaz kâşânesin yık hıtta-i ‘irfânı i’mâr et
Sakın bir dîdeyi ağlatma handân olmak istersen
Dokunma hâtır-ı mûra Süleymân olmak istersen

Tuz ekmek hakkını hıfz eylemekte i’tinâ göster
Hudâ’dan gayre ‘arz-ı ihtiyâç etme gınâ göster
Şikâyet etme Hak’tan halka her hâle rızâ göster
Tama’dan kıl ferâgat ehl-i îsâr ol sehâ göster
Düşen bî-keslere rahm et tarîk-i i’tilâ göster
Sakın bir dîdeyi ağlatma handân olmak istersen
Dokunma hâtır-ı mûra Süleymân olmak istersen

Tesâdüf eyledikçe bir fakîr ebnâ-yı âdemde
Edip taltîfîne himmet bırakma berzah-ı gamda
Ne buldun saklamakla surre-i dînâr u dirhemde
Gerek sahn-ı kenîsâda gerek Beyt-i mükerremde
Hüner bir kalb-i mahzûnu sevindirmektir ‘âlemde
Sakın bir dîdeyi ağlatma handân olmak istersen
Dokunma hâtır-ı mûra Süleyman olmak istersen

Fesâd ü mekri çoktur çerh ile ahz ü ‘atâdan geç
Haşv ü hâşâk ile doldurma kalbi mâsivâdan geç
Girip ihlâsla meyhâne-i ‘aşka riyâdan geç
Eğer pîrân ile ünsiyyet istersen hatâdan geç
Garaz hammâlı olma kîni terk et mâ-mezâdan geç
Sakın bir dîdeyi ağlatma handân olmak istersen
Dokunma hâtır-ı mûra Süleymân olmak istersen

Edersen bir iyilik intîzâr eyle mükâfâta
Yaparsan bir fenâlık hâzır ol ‘ayn-ı mücâzâta
Lihâzâ müstâkîm ol inhimâk etme huzûzâta
Eğer kîsende pâren var ise sarf eyle hayrâta
Şu nushi dinlemezsen dûş olursun çok beliyyâta
Sakın bir dîdeyi ağlatma handân olmak istersen
Dokunma hâtır-ı mûra Süleymân olmak istersen

Ekâbir meclisinden çıkma FENNÎ mahrem-i râz ol
Kanâat göster aza devlet-i fakr ile mümtâz ol
Te’âlî kıl şikâr-ı himmeti kapmakta şahbâz ol
Târîk -i dil-nüvâzîde alıklık yapma kurnaz ol
Nüfûzun nisbetinde derd-mendâna devâ-sâz ol
Sakın bir dîdeyi ağlatma handân olmak istersen
Dokunma hâtır-ı mûra Süleymân olmak istersen
FENNİ

Terci-i Bend II (Müsemmen) – Şeyh Galib

Hayati İnanç 48 mısradan oluşan bu şiiri Şeyh Galib’in manifestosu, insan gazeli olarak nitelemektedir.

Ey dil ey dil niye bu rütbede pür gâmsın sen
Gerçi vîrâne isen genc-i mutalsamsın sen
Secde-fermâ-yi melek zât-ı mükerremsin sen
Bildiğin gibi değil cümleden akvâmsın sen
Rûhsun nefha-i Cibril ile tev’emsin sen
Sırr-ı Hak’sın mesel-i İsi-i Meryem’sin sen

Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen
Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen

Merteben ayn-ı müsemmâdadır esmâ sanma
Merciin Hâlik-i eşyâdadır eşyâ sanma
Gördüğün emr-i muhakkakları rü’yâ sanma
Başkasın kendini sûretle heyûla sanma
Keşf ile sâbit olan mâ’niyi dâ’vâ sanma
Hakkına söylenen evsâfı müdârâ sanma

Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen
Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen

İnleyip sırrını fâşeyleme ağyâra sakın
Düşme bilmezlik ile varta-i inkâra sakın
Değmesin âhların kâkül-i dildâra sakın
Sonra Mansûr gibi çıkman olur dâra sakın
Arz-ı acz etmeyesin yâreden ol yâra sakın
Bulduğun cevher-i âlîleri bîçâre sakın

Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen
Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen 

Sendedir mahzen-i esrâr-ı mahabbet sende
Sendedir mâ’den-i envâr-ı fütüvvet sende
Gizli gizli dahi vardır nice hâlet sende
Ma’rifet sende hüner sende hakiykât sende
Nazar etsen yer ü gök duzâh u cennet sende
Arş u kürsiyy ü melek sendedir sende

Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen
Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen

Hayftır şâh iken âlemde gedâ olmayasın
Keder-âlûde-i ümmîd ü recâ olmayasın
Vâdî-i ye’se düşüp hiç ü hebâ olmayasın
Yanılıp rehrev-i sahrâ-yı belâ olmayasın
Âdeme muttasıl ol tâ ki cüdâ olmayasın
Secdeler eyle ki merdûd-i Hüdâ olmayasın

Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen
Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen

Merk-i hâtif gibi bu kayd-ı sivâdan güzer et
Erişen hâr u hasa âteş-i aşkı siper et
Dâmenin tutmaya âsâr-ı alâyık hazer et
Şems veş hâhiş-i Munlâ ile azm-i sefer et
Sâf kıl âyineni kâbil-i aks-i suver et
Hele bir cem’-i havâs eyle de Gâlib nazar et

Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen
Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen
ŞEYH GALİB

Aşağıdaki kısımda ise açıklamaları ile birlikte verilmiştir. Bu kısmı şuradaki bağlantıdan aldım.

Kaynak: http://www.siirparki.com/galib4.html

1. Ey dil ey dil niye bû rütbede pür-gamsın sen
Gerçi vîrâne isen genc-i mutalsamsın sen 
Secde-fermâ-yi melek zât-ı mükerremsin sen 
Bildiğin gibi değil cümleden akvamsın sen 
Rûhsun nefha-i Cibrîl ile tev’emsin sen 
Sırr-ı Hak'sın mesel-i Îsî-i Meryemsin sen.

Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen 
Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen.

Ey gönül, ey gönül! Neden bu makamda gam dolusun sen
Gerçi virane isen de tılsımlı bir definesin sen. 
Meleklere secde etmeleri buyurulan saygıdeğer bir varlıksın sen. 
Bildiğin gibi değil, sen bütün varlıklardan daha üstünsün. 
Ruhsun. Cebrail’in üfürmesiyle ikizsin sen. 
Hak gerçeğinin sırrısın sen, Meryem oğlu İsa misali.

Hoşça bak kendine ki kainatın özüsün sen. 
Bütün yaratıkların gözbebeği olan insansın sen.


2. Merteben ayn-ı müsemmâdadır esmâ sanma 
Merciin Hâlik-i eşyâdadır eşyâ sanma 
Gördüğün emr-i muhakkakları rü'yâ sanma 
Başkasın kendini sûretle heyûlâ sanma 
Keşf ile sâbit olan ma’niyi da’vâ sanma 
Hakkına söylenen evsâfı müdârâ sanma.

Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen 
Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen.

Derecen adlandıran katındadır,  adlarda sanma. 
Yerin eşyanın yaratıcısındadır, eşyada sanma
Gördüğün mutlak emirleri rüya sanma
Başkasını kendinle kıyasladığında heyûlâ sanma (gözünde büyütme)
Bir kimseden gelen engeli mühim bir mesele sanma
Hakkında söylenen vasıfları sana yaranmak için söylüyorlar sanma.

Hoşça bak kendine ki kainatın özüsün sen. 
Bütün yaratıkların gözbebeği olan insansın sen.


3. İnleyip sırrını fâşeyleme ağyâra sakın 
Düşme bilmezlik ile varta-i inkâra sakın 
Değmesün âhların kâkül-i dil-dâra sakın 
Sonra Mansûr gibi çıkman olur dâra sakın
Arz-i acz etmeyesin yâreden ol yâre sakın 
Bulduğun cevher-i âlîleri bîçâre sakın.

Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen 
Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen.

Ağlayıp inleyerek sırrını yabancılara açıklama sakın
Cahillik edip inkar çukuruna düşme sakın.
Ahların sevgilinin kahkülüne değmesin sakın
Sonra Mansur gibi darağacına çıkarsın, sakın
O sevgiliye yaralarından çaresizlik içinde yakınma sakın
Bulduğun yüce cevherleri (ruh) koru gözet ey biçare.

Hoşça bak kendine ki kainatın özüsün sen. 
Bütün yaratıkların gözbebeği olan insansın sen.


4. Sendedir mahzen-i esrâr-ı mahabbet sende 
Sendedir ma’den-i envâr-ı fütuvvet sende 
Gizli gizli dahi vardır niçe hâlet sende 
Ma’rifet sende hüner sende hakıykat sende 
Nazar etsen yer ü gök dûzah u cennet sende 
Arş u kürsî ü melek sendedir elbet sende.

Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen 
Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen.

Sendedir sevgi sırlarının mahzeni sende
Sendedir yiğitlik nurlarının madeni sende
Gizli gizli daha nice haller vardır sende
İrfan sende, ustalık sende, doğruluk sende
Bir baksan, yer ve gök, cehennem ve cennet sende
Yüce ve ilahi makamlar ve melekler sendedir elbet sende.

Hoşça bak kendine ki kainatın özüsün sen. 
Bütün yaratıkların gözbebeği olan insansın sen.


5. Hayfdır şâh iken âlemde gedâ olmayasın 
Keder-âlûde-i ümmîd u recâ olmayasın 
Vâdî-i ye’se düşüp hîç ü hebâ olmayasın
Yanılıp reh-rev-i sahrâ-yı belâ olmayasın 
Âdeme muttasıl ol tâ ki cüdâ olmayasın 
Secdeler eyle ki merdûd-ı Hüdâ olmayasın.

Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen 
Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen.       

Yazık olur, sultanken bu alemde dilenci olmayasın
Ümidine keder bulaşmış ve yalvaran olmayasın
Keder vadisine düşüp değersiz ve faydasız olmayasın
Yanılıp bela çölünün yollarına düşmeyesin
İnsana yakın dur ki fazla uzaklara düşmeyesin
Secdeler et ki Yaradanın reddettiği olmayasın.

Hoşça bak kendine ki kainatın özüsün sen. 
Bütün yaratıkların gözbebeği olan insansın sen.


6. Berk-i hâtıf gibi bû kayd-i sivâdan güzer et
Erişen hâr u hasa âteş-i aşkı siper et
Dâmenin tutmaya asâr-ı alâyık hazer et
Şemş veş hâhiş-i Munlâ ile azm-i sefer et
Sâf kıl âyineni kâbil-i aks-i suver et
Hele bir cem’-i havâs eyle de Galib nazar et

Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen 
Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen.       

Tanrı'dan gayrı bütün varlıklardan, çakıp sönen,
gelip giden şimşek gibi geç git.
Üstüne takılan, konan çerçöpe karşı aşk ateşini siper et 
Gönül bağlanacak şeylerin eserleri, sakın, eteğini tutmasın; 
Şems gibi, Mevlânâ'yı isteyerek yola koyul, yol almaya bak.
Aynanı (gönlünü) arıt; bütün sûretler ona vursun, görünsün.
Galib, hele bir duygularını derle, topla da bak

Hoşça bak kendine ki kâinatın özüsün sen. 
Bütün yaratıkların gözbebeği olan insansın sen.

Kahrın da hoş, lütfunda hoş

Cana cefa kıl ya vefa
Kahrın da hoş, lutfun da hoş,
Ya derd gönder ya deva,
Kahrında hoş, lutfun da hoş.

Hoştur bana senden gelen:
Ya hilat-ü yahut kefen,
Ya taze gül, yahut diken..
Kahrında hoş lutfun da hoş.

Gelse celalinden cefa
Yahut cemalinden vefa,
İkiside cana safa:
Kahrın da hoş, lutfun da hoş.

Ger bağ-u ger bostan ola.
Ger bendü ger zindan ola,
Ger vasl-ü ger hicran ola,
Kahrın da hoş, lutfun da hoş.

Ey padişah-ı Lemyezel! 
Zat-ı ebed, hayy-ı ezel! 
Ey lutfu bol, kahrı güzel! 
Kahrında hoş, lutfun da hoş.

Ağlatırsın zari zari,
Verirsen cennet-ü huri,
Layık görür isen nari,
Kahrında hoş, lutfun da hoş.

Gerek ağlat, gerek güldür,
Gerek yaşat gerek öldür,
Aşık Yunus sana kuldur,
Kahrında hoş, lutfun da hoş.
YUNUS EMRE

Gelsen de bir, gelmesen de


Artık olan oldu bize, 
Gelsen de bir, gelmesen de. 
Gelemeyiz biz yüz-yüze, 
Gelsen de bir gelmesen de. 

Hep kendini çektin naza, 
Yok bahara, yahut yaza, 
Bıktım gayrı yaza yaza, 
Gelsen de bir gelmesen de. 

Demir tavında dövülür, 
Ağaç yaşken eğilir, 
Çocuk küçükken sevilir, 
Gelsen de bir gelmesen de. 

Bir candır bu, bir andır bu, 
Giden gelmez, bir handır bu, 
Dağ-taş değil, insandır bu, 
Gelsen de bir gelmesen de. 

Göreceğin bir boş kafes, 
Ceset kalmış, çıkmış nefes, 
Nerde o can, nerde o ses? 
Gelsen de bir gelmesen de. 

Serdengeçti artık bitti, 
Bu ayrılık cana yetti, 
O bir kuştu, uçtu gitti, 
Gelsen de bir gelmesen de.
OSMAN YÜKSEL SERDENGEÇTİ

Mevlam Görelim Neyler Neylerse Güzel Eyler

Hakk şerleri hayreyler,
Zannetme ki gayreyler,
Arif anı seyreyler,
Mevlâ görelim  neyler,
Neylerse güzel eyler.

Sen Hakk’a tevekkül kıl,
Teslim ol rahat bul,
Her işine râzı ol,
Mevlâ görelim neyler,
Neylerse güzel eyler.

Deme niçin şu şöyle,
Yerindedir ol öyle,
Bak sonunu seyreyle,
Mevlâ görelim neyler,
Neylerse güzel eyler.

Her işleri fâyıktır.
Birbirine lâyıktır.
Neylerse muvafıktır.
Mevlâ görelim neyler,
Neylerse güzel eyler.

Bir işi murad etme,
Olduysa inad etme,
Hakk’tandır o, reddetme,
Mevlâ görelim neyler,
Neylerse güzel eyler.

Hiç kimseye hor bakma,
İncitme gönül yıkma,
Sen nefsine yan çıkma,
Mevlâ görelim neyler,
Neylerse güzel eyler.

Bil elsine-i halk-ı
Aklâm-ı Hak ey Hakkı
Öğren edeb-i hulk-i
Mevlâ görelim neyler.
Neylerse  güzel eyler.
Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri

Uçurumun kenarındayım Hızır

Uçurumun kenarındayım Hızır
Ulu dilber kalesinin burcunda
Muhteşem belaya nazır
Topuklarım boşluğun avcunda
Derin yar adımı çağırır
Dikildim parmaklarımın ucunda
Bir gamzelik rüzgâr yetecek
Ha itti beni, ha itecek
Uçurumun kenarındayım Hızır
Civan hazır
Divan hazır
Ferman hazır
Kurban hazır

Uçurumun kenarındayım Hızır
Güzelliğin zulme çaldığı sınır
Başım döner, beynim bulanır
El etmez
Gel etmez
Gülce'm uzaktan dolanır
Uçurumun kenarındayım Hızır
Gülce bir davet
Mecaz değil
Maraz değil
Gülce bir afet
Peri değil
Huri değil
Gülce beyaz sihir
Gülce ölümcül naz
Buram buram zehir
Yar yüzünde infaz

Bir gamzelik rüzgâr yetecek
Ha itti beni, ha itecek
Güzelliğin zulme çaldığı sınır
Uçurumun kenarındayım Hızır
Ben fakir
En hakir
Bin taksir
Ateşten
Kalleşten
Mızrakla gürzden
Dabbetülarz'dan
Deccal’dan, yedi düvelden
Korku nedir bilmeyen ben
Tir tir titriyorum Gülce’den
Ödüm patlıyor Gülce’ye bakmaktan
Nutkum tutuluyor, ürperiyorum
Saniyeler gözlerimde birer can
Her saniyede bir can veriyorum
Ömer Lütfi METE