Etiket Arşivi Aliya İzzetbegovic

Aliya Dizisi

TRT geçtiğimiz aylarda Aliya İzzetbegovic’in hayatını konu alan ve altı bölümden oluşan bir dizi – belgesel yayınladı. Yayınlandığında izleme fırsatı bulamamıştım ama kafamın bir köşesine yer etmişti. Diziyi sonunda izleyebildim.

Dizi genel itibariyle Aliya’nın otobiyografisi olan Tarihe Tanıklığım isimli kitabıyla örtüşüyor, ana senaryo bu kitap diyebiliriz. Tabi bazı yerler hikayeleştirilmiş, doğal olarak bazı yerler de atlanmış. Fakat ana hatları tamamen barındırıyor. Bence Aliya’nın hayatını okumamış insanlar için güzel bir farkındalık olmuş. İzleyenler için bir sonraki adım kitabı okumak olabilir tabi ki.

Bu kitabın dışında bir Boşnak olan Emine Şeçeroviç Kaşlı’nın daha önce okuduğum ve blogumda paylaştığım Kurşunların da Rengi Var kitabının ismine konu olan hadise ve kitapta bulunan bazı diğer hadiseler de dizide anlatılıyor.

Bunların haricinde savaş ile alakalı Bosna tüneli, Mostar Köprüsü’nün yıkılması gibi yaygın bilinen popüler gerçek hikayelere, İzet Naniç gibi Boşnak kahramanlara, Ratko Mladiç, Radovan Karaçiç, Slobodan Miloşeviç gibi Bosna kasaplarına ve Aliya’nın ünlü sözlerine de dizide yer verilmiş. Dizi Aliya’nın vefatı, vefatından görüntüler ve hayatından kareler ile 6. bölümde son buluyor.

Avrupa’nın orta yerinde hem de bir Avrupa milletine karşı soykırıma göz yuman Batı’nın ne olduğunu anlamak için çok önemli bir husustur Bosna.

 

 

(30.04.2019 tarihinden itibaren toplam 7 kez, bugün 1 kez ziyaret edildi. )

Tarihe Tanıklığım – Aliya İzzetbegovic

Aliya’nın hayatını merak ettiğimden dolayı uzun zamandır okumayı düşündüğüm bir kitaptı. Kitap, Aliya’nın hayatının bütün dönemlerini anlatan 600 sayfalık bir otobiyografidir. Bunun yanında yaptığı görüşmeler, konuşmalar, anlaşmalar hakkında da bilgi vermiş. Bazı konuşma, mektup ve makalelerin tam metinleri de mevcuttur. Kitabı okuyunca bu kitabın yazılmasına oldukça ihtiyaç olduğu kanaati oluştu bende. Çünkü bir milletin ayakta kalma mücadelesinin merkezinde iseniz, bu mücadele sırasında ve sonrasında bir çok farklı cephenin saldırısına maruz kalacaksınız demektir. Hayattayken de ebediyete irtihal ettikten sonra bu durum devam edecektir. Bu sebeple Aliya bu durumu farketmiş olmalı, bu kitabı yazmakla da oldukça iyi bir iş yapmış.

Avrupa’nın ortasında 1990’ların başında bir soykırım yaşanıyor ve Avrupa buna ses çıkarmıyor. Çok garip değil mi? Hayır bence hiç de garip değil. Savaş yıllarında ve hatta şimdi bile dünyanın en büyük gücü olarak görünen Avrupa ve Amerika (ekonomik, demokratik vs.) büyük bir sessizlikle izliyor olanı biteni (kısık çıkan bazı sesleri istisna olarak yoksayıyorum) belki de sadece müslüman olduklarından dolayı ses çıkarmıyor olana bitene. Tabi ortada petrol veya başka bir yeraltı zenginliği de olmayınca neden uğraşsınlar ki. Bir an önce Sırp ve Hırvatların Bosna’yı paylaşmasını ve bu savaşın bitmesini dilediler belki de. Ama orada bir avuç Boşnak inancın ve imanın her silahtan kuvvetli olduğunu gösterdiler. Savaşın (soykırım demek daha doğru galiba ama) aktörlerine bakıldığında Sırp ve Hırvat yönetici ve generallerinin bir çoğunun savaş mahkemesinde yargılanıp Bosna Kasabı ilan edilmesi geç de olsa bu savaşın suçlularını resmi olarak ilan ediyor, Aliya’dan hala Bilge Kral olarak söz edilmesi de takındığı tavrın ne kadar doğru olduğunu…

Kitabı okuyunca Aliya’ya neden Bilge Kral dediklerini çok iyi anladım. Diyebilirsiniz ki bu kitap bir otobiyografi, dolayısıyla yanlı da yazılmış olabilir. Kitabı okursanız eğer, benim görüşüme siz de katılacaksınız. Savaş öncesinde, sırasında ve sonrasında yaptığı açıklamalar kitapta mevcut. Aldığı kararların ne kadar isabetli olduğu gayet açık. Zaten almak zorunda kaldığı kararlar hem ehveni şer kabilinde. Barışı her zaman isteyen, barış olmayacağını anladığında ise savaştan kaçmayan bir liderin hikayesi olmuş aslında. Kitabı okurken genelde müslüman ülkelerin özelde ve özellikle de Türkiye’nin doksanlarda daha güçlü olmayıp, Bosna’da daha etkin rol alamadığından dolayı oldukça üzüldüm. Türkiye diplomatik, askeri ve maddi gücü nispetinde elinden geleni elbette yapmıştır ama daha kuvvetli olup keşke bu işi kısa sürede biz çözebilseydik. Bu kadar masum sivil ölmezdi. Bu tabi bizim suçumuz değil, Avrupa’nın göbeğinde bir Avrupa milletine soykırım düzenleniyor. Yine de biz Türkiye’yiz ve ben şahsen sorumlu hissettim kendimi.

Kitap aslında bir ders niteliğinde de. Zor zamanlarda tek yumruk olan milletlerin, refah döneminde nasıl olması gerektiğine; bu refah dönemlerinde iktidar ve muhalefetin nasıl hareket etmesi gerektiğine, muhalefet etmenin sınırlarına, diğer ülkelerin kendi çıkarları uğruna ülkenizi nasıl karıştırabileceklerine, medyanın (özellikle de Avrupa ve Amerika’da yankı uyandırma kapasitesine sahip büyük medya kuruluşlarının) manipülasyonlarla ülkeniz hakkında nasıl algı oluşturabileceklerine, bu manipülasyonların yalan haberlerle de kolayca yapılabileceğine, bunların yalan olduğu ortaya çıksa bile iş işten geçtiği için hiçbir değişikliğe sebep olmayacağına da ışık tutuyor.

Allah rahmet eylesin Bilge Kral.

(30.04.2019 tarihinden itibaren toplam 34 kez, bugün 1 kez ziyaret edildi. )