Huzur – Ahmet Hamdi Tanpınar

Ahmet Hamdi Tanpınar‘ın en çok okumak istediğim eseri aslında Saatleri Ayarlama Enstitü‘ydü ama okuduğum ilk eseri Huzur olmuş oldu. Eserin içeriğinden ziyade biçimsel olarak birkaç cümle etmek istiyorum. Çünkü içeriği hakkında başka sitelerden de bilgi edinilebilir, ben biraz farklı yönlerine vurgu yapacağım.

Öncelikle kitabı okuyunca yazarın ne kadar entelektüel ve arka planının sağlam olduğunu fark ediyorsunuz. Karakterler arasında musikiden, edebiyattan ve genel anlamda sanattan öyle eser öyle sanatçı isimleri verilmiş, öyle diyaloglar varki “bu da neymiş?” diye araştırmaya kalksanız 391 sayfalık bu kitabı bitirmeniz aylar sürebilir. 1949 yılında basılmış (hikaye 1937-1939 yıllarında geçmektedir) bu eserin dili o zamanın çoğu yazarında da görüldüğü üzere oldukça zengindir. Eski eserleri okudukça günlük hayatta ne kadar az kelime kullandığımızı da görmüş oluyoruz. Örneğin kitapta çokça geçen ferahfeza (alaturka müzikte, yegâh perdesinde karar kılan makamlardan biri), teganni (şarkı söylemek) kelimelerini öğrenmiş oldum. Bunun dışında şu an günlük hayatta sık kullanmadığımız birçok kelime var elbette ama en çok geçenlerden kelime hazineme bunlar eklendi.

Kitapta bir de birkaç isim tam verilmemiş örneğin yan karakterlerden birinin ismi “S….” olarak verilmiş, nazı mekân isimleri de aynı şekilde. Buna bir sebep bulamadım. Tahmini olan varsa yazının yorum kısmından yazabilir.

Ayrıca önce çok dikkatimi çekmeyen kitabın kapağına, kitabı okudukça dikkatim kaydı. Kitapta geçen mekanlar tam olarak kapaktaki İstanbul. İstanbul’u semt semt çok fazla bilmem ama bilen biri okusa, okudukça kitaba daha alaka duyar diye düşünüyorum. Bazı yerlerin eski adı var mesela, bazı yerler henüz şimdiki kadar önemli değil, hatta şu an merkezi olan bazı semtler o zamanlar İstanbul dışı olarak nitelendiriliyor. İstanbul sevgisi olanlar mutlaka okumalı bu kitabı bu anlamda. İstanbul şahane bir şekilde anlatılmış.

Kitapta karşıt fikirlerde bolca diyaloglar, tartışmalar mevcut. Hatta olaylardan ziyade betimlemeler, düşünceler, konuşmalar daha çok. Yazar bir olayı anlatıyor mesela sonra orada bir düşünce balonu açılıyor, o balon büyüyor da büyüyor. Sonra olay devam ediyor. Tam olarak anlatabildim mi bilmiyorum ama yazar o kadar derine iniyor ki bazen şaşırıyorsunuz. Derinlere dalmayı seviyor, ufak bir olaydan derinlemesine sayfa boyu betimleme veya düşünce ortaya çıkıyor. Netice itibariyle yazara hayranlık duyuyorsunuz.

Konu içeriğine girmeyeceğim dedim ama kitaptan ufak bir kaç pasaj paylaşmaya karar verdim. Karakterlerden biri şunu söylüyor mesela;

  • Güçlük var. Fakat imkânsız değil. Biz şimdi bir aksülâmel devrinde yaşıyoruz. Kendimizi sevmiyoruz. Kafamız bir yığın mukayeselerle dolu; Dede’yi, Wagner olmadığı için, Yunus’u, Verlaine, Bâki’yi, Goethe ve Gide yapamadığımız için beğenmiyoruz. Uçsuz bucaksız Asya’nın o kadar zenginliği içinde, dünyanın en iyi giyinmiş milleti olduğumuz hâlde çırılçıplak yaşıyoruz. Coğrafya, kültür her şey bizden bir yeni terkip bekliyor; biz misyonlarımızın farkında değiliz. Başka milletlerin tecrübesini yaşamağa çalışıyoruz. Sayfa 251-252
  • … Bir tarafta on dokuzuncu asrın en korkunç, en yıkıcı ihtiraı olan ihtilâl mühendisleri var. İspanya’da veya Meksika’da oturup dünyanın herhangi bir köşesinde, bir şehrin eldeki planlarına göre elektrik tertibatını uzaktan hazırlayan herhangi bir teknik çalışma gibi, ihtilâl hazırlayanlar, hayatın azmağa, kangren olmağa müsait yerlerini keşfedip üzerine basanlar, onu azdıranlar var. Sayfa 322
  • Ben inanmıyorum. Ve onların meseleleri için kan dökmek hoşuma gitmiyor. Avrupa tehlikede imiş. Bana ne! Biz tehlikedeyken o düşündü mü? Balkan harbinde bir kere felâketi önlemeği aklına getirdi mi? Asırlardır bize soğukkanlılıkla ameliyat yaptılar. Kestiler, biçtiler. Birkaç asırlık topraklarımızdan ot gibi söktüler. Sonra pirinç tarlasına havuç eker gibi yerimize başka milletler ekildi. Bunları yapan Avrupa değil miydi? Hitler’i bugünün meselelerini Avrupa beslemedi mi? Sayfa 350

Bunlar kitaptan sadece birkaç pasaj. Bu örneklerden de anlaşılacağı üzere eser oldukça zengin. Kitapta onlarca var böyle parça. Ayrıca altını çizeceğiniz (klişe cümlem haline mi geldi ne?) birçok cümle de bulacaksınız. Bu sebepten elinizde bir kalemle okumanız da yarar var.

Kitabı okurken “bunu da not düşmeliyim” dediğim daha çok şey vardı ama aklıma şu anda bunlar geliyor. Eminim daha sonra bu yazıya ekleme yapma ihtiyacı duyacağım. Hayati İnanç‘ın da dediği gibi “Dedelerimizden kalan hazine sandığının üstünde oturmuş, dilencilik yaparak yaşıyoruz“. Ahmet Hamdi Tanpınar benim kanaatimce o sandığın içindekilerden sadece bir tanesi. Bu eserinin içerisinde de hem sanat, hem sanatçı anlamında o sandıktan başka numuneler mevcut. Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nü de en yakın zamanda okuyarak burada paylaşmak istiyorum.

Sağlıcakla kalın.

Vesselam.

(30.04.2019 tarihinden itibaren toplam 19 kez, bugün 1 kez ziyaret edildi. )
  1. Alpaslan çınkı

    Biz,eskimez yazı ve eskimez geçmişimizi,pörsümüş yeniye tercih etmediğimiz zaman limandan yol almaya başlariz kanaatindeyim.
    Eskimezlerin bize bıraktığı mirasada bizler biraz miraz katarak yeni kuşaklara aktarmaliyiz,çünkü herseyin oldugu gibi kulturun,medeniyetinde canli ve dinamik oldugu bir gercektir.diger canlılardan farki yaşlanmaması.

Yorum Yap


Not - Bunları KullanabilirsinizHTML tags and attributes:
<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

gaziantep escort

süperbetin giriş